Page 43 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 43

tarih çevresi

yoğun olduğu bölgelerde okuryazarlık ve formasyon düzeyinin belirgin şekilde yüksek olmasının,
erken modern dönemdeki bölgesel refah farklarını açıklayan en birincil dinamik olduğunu ampirik
olarak ortaya koymuştur. Teolojik veya doktriner farklılıkların ötesinde, kutsal kitabı doğrudan
okuma ve sürekli yazma pratiği üzerinden tabana yayılan yapısal bir "beşeri sermaye avantajı"
doğmuştur. Bu çarpıcı ampirik bulgu, matbaanın kurumsallaştırdığı yoğun okuma kültürünün,
bilimsel, ampirik ve teknik yeniliklere son derece açık bir zihinsel paradigmaya zemin hazırladığını
ima etmektedir.

    Eş zamanlı olarak Kıta Avrupası'nda sayısal düşünme disiplinlerinin yükselişe geçtiği, demografi
aritmetiği, kamu sağlığı istatistikleri ve ticari muhasebe kayıtları gibi yeni nicel bilgi formlarının
basılı materyaller vasıtasıyla geniş kitlelerin kullanımına sunulduğu gözlenmektedir; bu kitlesel
nicelleşme süreci, 19. yüzyılda yaşanacak olan büyük istatistik devrimine hayati bir epistemik taban
hazırlamıştır (Porter, 1995:74-78). Dolayısıyla, bilgi dolaşım şebekelerindeki genişleme sadece
piyasadaki metin sayısını artırmamış, aynı zamanda topluma yeni bilişsel araçlar, mantıksal
metodolojiler ve hesaplama teknikleri kazandırarak inovasyonun kavramsal sınırlarını
genişletmiştir.

    Osmanlı dünyasında ise Arap harfli matbaanın kamusal alana entegrasyonunun gecikmesi, bu
tarz bir entelektüel ve pratik "okuma döngüsünün" erkenden filizlenmesini imkânsız hale
getirmiştir. Coşgel ve arkadaşları (2012: 145-148), tipografik baskı teknolojisinin geç
benimsenmesinin, halihazırda kritik eşiğin altında seyreden okuryazarlık oranları üzerinde pozitif
yönlü bir "geri besleme mekanizması" (feedback loop) üretemediğini; bu yüzden kişi başına kitap
basımı ile modern iktisadi büyüme arasındaki pozitif doğrusal ilişkinin Osmanlı iktisadi yapısında
çalışamadığını vurgulamaktadır. İlgili ampirik veriler, 16. yüzyıl gibi erken bir tarihte Batı Avrupa
genelinde okuryazarlık oranlarının %10 ila %30 bandına yerleştiğini, buna karşılık Osmanlı
toplumunda bu oranın 19. yüzyılın başlarına kadar %2 ila %3 gibi son derece güdük seviyelerde
sıkışıp kaldığını göstermektedir. Bu derin uçurumun doğrudan matbaanın erken ya da geç
benimsenmesiyle korelasyon gösterdiğini savunan araştırmacılar, enformasyon yayılım hızındaki
asimetrilerin uzun dönemli kalkınma patikalarını radikal biçimde ayrıştırdığının altını
çizmektedirler. Bu bağlamda, bilgi dolaşım kanallarına getirilen kurumsal kısıtlamalar, inovasyon
mekanizması için elzem olan asgari beşeri sermaye eşiğinin aşılmasını yüzyıllarca geciktirmiştir.

    Enformasyon akışı ile sınai inovasyon arasındaki kurumsal bağ, yalnızca örgün eğitim düzeyleri
üzerinden değil, aynı zamanda sistemin dışsal şoklara karşı gösterdiği kurumsal adaptasyon ve
esneklik kapasitesi ekseninde de işlemektedir. Kurumsal esneklik ve toplumsal refah dağılımı
üzerine yapılan karşılaştırmalı tarihsel analizler, büyük doğal afetler veya ekonomik krizler gibi
sarsıcı şoklara karşı toplumsal direncin, mevcut kurumların bölüşüm dinamikleriyle ne ölçüde
uyumlu hale getirilebildiğine bağlı olduğunu kanıtlamaktadır. Yapılan ampirik çalışmalarda,
toplumsal eşitsizlik düzeyinin tek başına belirleyici bir nihai aktör olmadığı; asıl hayati unsurun,
kriz anlarından sonra kurumsal mevzuat ve düzenlemelerin değişen yeni parametrelere ne kadar
hızlı ve rasyonel biçimde adapte olabildiği saptanmıştır (North vd., 2009:112-115).

                                                                   41
   38   39   40   41   42   43   44   45   46   47   48