Page 41 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 41

tarih çevresi

tanımıştır. Osmanlı yönetimi ise bu asimetrik durumu dengelemek adına "Avrupa Tüccarı" ve
"Hayriye Tüccarı" gibi imtiyazlı kurumsal yapılar ile modern ticaret mahkemelerini ihdas ederek
yabancı hukuki ayrıcalıkları sistemin içinde "iç hukuklaştırma" stratejisi yürütmüştür (Genç,
2016:82-84).

    Bu kurumsal arayışların neticesinde kurulan Şirket-i Hayriye gibi ilk anonim şirket modelleri,
büyük ölçüde devlet elitlerinin ve yüksek bürokrasinin doğrudan katılımıyla hayat bulmuştur. Hisse
senedi alımının memurlara teşvik edilmesi, erken dönem sermaye havuzlarının piyasa
dinamiklerinden ziyade kişisel ve siyasi bağlar üzerinden toplanmasına yol açmıştır (Kuran,
2011:210-212). Bununla birlikte, kurulan birçok anonim ortaklığın hisse devirlerini katı kurallarla
sınırlandırması, yabancılara ya da gayrimüslim tebaaya hisse satış yasağı getirmesi ve yönetim
kurullarında sadece Osmanlı vatandaşı olma şartı araması, sermayenin likit bir piyasada serbestçe
dolaşmasını engellemiştir. Kurumsal iktisat tarihi çalışmalarının da ortaya koyduğu gibi, bu yasal
kısıtlamalar şirketleri rasyonel aktörler olmak yerine kişisel korumacılığa dayalı kapalı yapılara
dönüştürmüş ve modern sermaye piyasalarının derinleşmesini geciktirmiştir (Kuran, 2011: 215).

    Diğer taraftan, Batılı büyük firmalara tanınan ticaret tekelleri, kâr payı ve gelir garantileri,
demiryolu gibi devasa altyapı projelerindeki finansal risklerin neredeyse tamamını Osmanlı kamu
maliyesinin (hazinenin) üzerine yıkmıştır. Yerli girişimciler için ise benzer ölçekte hiçbir devlet
güvencesinin ya da teşvik mekanizmasının bulunmayışı, yatırımcı davranışlarında yerli aleyhine
sistematik bir asimetri doğurmuştur (Pamuk, 2014:112-115). İmparatorluk, stratejik projeler için
Avrupalı şirketlere geniş imtiyazlar bahşederken, bu şirketler arkalarındaki büyük devletlerin siyasi
ve askeri desteğini de birer baskı unsuru olarak kullanmışlardır. Buna karşılık, ne arkalarında
diplomatik bir güç ne de önlerinde öngörülebilir bir yasal zemin bulunan yerli sanayici ve tüccarlar,
çok hukuklu rejimin getirdiği belirsizlikler ve Batılı ortakların agresif rekabeti karşısında, kâğıt
fabrikası gibi uzun vadeli, sermaye yoğun ve riskli sivil yatırımlara girmekten kaçınmışlardır
(Pamuk, 2014: 118).

    Sermaye birikimi yetersizliği ve kurumsal güvensizlik sorunları, teknoloji transferinde yaşanan
kronik kırılganlıklarla birleşince, sivil sanayide ölçek ekonomilerinin yakalanmasını ve köklü bir
yerli endüstri tabanının oluşmasını imkânsız kılmıştır. İktisat tarihi araştırmaları, bu çok boyutlu
tıkanıklığın özellikle askeri olmayan (sivil) imalat sektörlerinde derinlemesine sanayileşmeyi
akamete uğrattığını; imparatorluğun modernleşme çizgisini ise tamamen dış sermayeye bağımlı, dar
ve savunmacı bir kurumsal çerçeveye hapsettiğini açıkça göstermektedir (Quataert, 2014:122-126).

4.2 Matbaa ve Kağıt Üretiminin Sanayileşmeye Etkisi

                                                                   39
   36   37   38   39   40   41   42   43   44   45   46