Page 36 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 36

tarih çevresi

    Yerli kâğıt sanayisinde ölçek ekonomileri yakalanamadığı müddetçe, neşriyat dünyasının
maliyet haritasında dışa bağımlı kalması kaçınılmaz bir iktisadi sonuçtur. Devletin erken dönem
makro sanayileşme hamleleri içinde kâğıt üretimine özel, bağımsız ve büyük ölçekli bir yatırımın
yer almaması da bu bağımlılığın yapısal niteliğini pekiştirmiştir. Nitekim buhar gücüne dayalı ilk
devlet fabrikaları sivil piyasadan ziyade demir-çelik, dokuma ve silah sanayisine yoğunlaşmış;
kısıtlı kaynaklar rasyonel bir tercih olarak Tersane-i Âmire ve Tophane-i Âmire gibi askeri ve
stratejik üslerin makineleşmesine harcanmıştır (Quataert, 2014: 116-120).

    Arşiv bulguları ve ampirik veriler, Osmanlı dünyasında doğrudan kâğıt sanayisine ayrılmış ve
süreklilik arz eden yerli bir fabrikanın varlığını doğrulamamakta; bu durum, Tanzimat sonrası
genişleyen bürokrasi ile canlanan kültür hayatının kâğıt ihtiyacının temel olarak ithalat yoluyla
ikame edildiğini göstermektedir (Pamuk, 2019:165). 1864 Vilayet Nizamnamesi’nin ardından taşra
teşkilatının rasyonelleşmesi ve yerel meclis yapılarının yaygınlaşması, resmi yazışma, evrak ve
arşivleme pratiklerini muazzam bir boyuta ulaştırarak kâğıt sarfiyatını yapısal olarak tetiklemiştir.
Dönemin sanayi stratejisi öncelikli olarak savunma sanayisine ve dış borçlanmaya dayalı askeri
makineleşmeye (Tophane ve Tersane modernizasyonuna) kilitlendiğinden, kâğıt gibi sivil nitelikli
alanlarda yerli sanayinin kurulması devletin gündeminde ön sıralara taşınamamıştır (Quataert,
2014:116-118).

    Bu ampirik kısıtlara ilave olarak, iç piyasadaki fahiş taşımacılık ve lojistik maliyetleri de kâğıt
arzının mekânsal dağılımını felç eden bir unsur olmuştur. Demiryolları öncesi Anadolu
coğrafyasında kara nakliyesinin deve kervanları ve katırlar gibi ilkel yöntemlerle yürütülmesi,
lojistik giderleri yükseltmiş; liman kentlerinden iç bölgelere taşınan tarımsal ve sınai malların
nakliye ücreti bazen kendi üretim değerini aşarak malın nihai piyasa fiyatını ikiye katlamıştır
(Pamuk, 2019:182-185). Benzer şekilde hem hacimli hem de kırılgan ve neme karşı hassas bir meta
olan kâğıdın iç hatlara taşınmasında da aynı lojistik bariyerlerin hüküm sürdüğü söylenebilir. Bu
lojistik tıkanıklık, deniz yoluyla limanlara gelen ithal kâğıdın iç vilayetlerde ucuz ve sürdürülebilir
şekilde dağıtılmasını engellemiş, neticede matbaa yayıncılığının ülke sathına yayılması için elzem
olan homojen ve düşük maliyetli ham madde altyapısı bir türlü kurulamamıştır.

    Tanzimat Dönemi’nde ticaret hukuku alanında atılan adımlar ve Fransız mevzuatından yapılan
aktarımlar, teorik olarak kâğıt ve neşriyat sektörüne yönelik sermaye birikimini ve anonim şirket
modellerini özendirebilecek bir yasal zemin vaat etse de kapitülasyonlar, yabancı devlet beratları ve
konsolosluk mahkemelerinin tahkim ettiği çok hukuklu yapı piyasadaki yatırım risklerini
tırmandırmıştır (Kuran, 2011:210-212). Yabancı koruması altındaki imtiyazlı tüccarların ve
gayrimüslim aktörlerin, yerel mahkemeler yerine doğrudan Avrupa hukukuna dayalı "konsolosluk
yargısı" opsiyonunu canlı tutmaları, uzun vadeli ve yüksek sabit maliyetli sivil yatırımların iç yasal
düzene güven duymasını zorlaştırmıştır. Kurumsal rasyonalitenin parçalandığı bu güvensiz iklimde,
kâğıt arzındaki istikrarsızlığa karşı son derece hassas olan matbaa yatırımlarının ölçek ekonomisi
yakalaması imkânsız hale gelmiş; Müslüman tebaaya yönelik Arap harfli baskı rejimi üzerindeki
siyasi kontrol ve bürokratik engellerle de birleştiğinde, yerli kâğıt imalatı ile neşriyat sektörü
arasında birbirini besleyen organik bir büyüme döngüsü doğamamıştır (Kuran, 2011:218; Sabev,

                                                                   34
   31   32   33   34   35   36   37   38   39   40   41