Page 39 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 39

tarih çevresi

üretiminin geçici ya da istisnai bir olgu olmadığını, aksine belirli dil grupları ve etno-dini cemaat
sınırlarında yoğunlaşarak kurumsallaştığını kanıtlamaktadır (Georgeon, 2006:58).

    Özetlemek gerekirse, eldeki tarihsel bulgular; kâğıt ham maddesi, döküm harfleri ve baskı
makinesi gibi temel altyapı unsurlarının büyük ölçüde dış pazarlardan yapılan ithalata bağımlı
olmasına rağmen; gayrimüslim cemaat matbaaları, Batılı misyoner yayın ağları ve yeni gelişen
resmi/özel Osmanlı basınının yarattığı dinamik etkileşim sayesinde, imparatorluk topraklarında çok
dilli, çok sesli ve çok katmanlı özgün bir yerel bilgi üretim rejiminin neşet ettiğini açıkça ortaya
koymaktadır (Koloğlu, 2018:72-75; Ortaylı, 2007:191).

4. OSMANLI DEVLET’İNDE SANAYİ DEVRİMİ'NİN GECİKMESİ

4.1.Teknoloji Transferindeki Engeller

4.1.1. Yatırım Eksikliği ve Sermaye Sorunları
    Osmanlı İmparatorluğu'nun 19. yüzyıldaki sanayileşme hamleleri; teknolojinin sadece fiziksel

birer makine olarak değil, aynı zamanda nitelikli emek, finansal kaynak ve hukuki güvenceleri
içeren çok boyutlu bir "paket" halinde ithal edilmesini zorunlu kılmıştır. Bu bütünleşik paketin
bileşenlerinde yaşanan aksaklıklar, teknolojik modernleşmenin sürekliliğini ve kalıcılığını
baltalayan ciddi yapısal bariyerler üretmiştir. Mekanizasyona dayalı ilk fabrikalar doğrudan ordu ve
donanmanın lojistik gereksinimlerini karşılamak üzere planlanmış; Tersane-i Âmire ve Tophane-i
Âmire gibi askeri üsleri modernize etmek amacıyla Batı Avrupa'dan gelişmiş makineler sipariş
edilmiştir. Bu doğrultuda İstanbul ve hinterlandında demir-çelik, döküm ve dokuma üniteleri
faaliyete geçirilmiştir (Clark, 1974:66-68).

    Ancak o dönemde imparatorluk sınırları dahilinde modern sanayi donanımlarını kullanabilecek,
bakımını yapabilecek yerli teknisyen, usta ve makinist havuzunun yok denecek kadar dar olması,
teknoloji transferinin kaçınılmaz olarak yoğun bir yabancı emek göçüyle birlikte yürütülmesini dikte
etmiştir. Bu açığı kapatmak adına başta Britanyalılar olmak üzere çok sayıda Avrupalı uzman
yüksek maaşlarla istihdam edilerek montaj ve üretim süreçlerinin yönetimi tamamen onlara
devredilmiştir. Yüksek nitelikli beşeri sermayede dışa bağımlı olunması, her yeni sınai yatırımın
başlangıç maliyet haritasını yukarı fırlattığı gibi, üretimin sürekliliğini de yabancı aktörlerin
varlığına endekslemiştir (Quataert, 2014, 116-118).

    Proje yönetimi ve finansman boyutunda tecrübe edilen kronik sorunlar, bu hassas imalat yapısını
daha da çıkmaza sokmuştur. 1840'lı yıllardan itibaren kurulan devlet fabrikalarının önemli bir kısmı
ya bütçe yetersizliğinden tamamlanamamış ya da tam kapasiteye ulaşamayarak atıl kalmıştır.
Dönemin nitelikli gözlemcilerinden Charles MacFarlane, İstanbul'daki sınai tesisleri ziyareti
esnasında, büyük umutlar ve bütçelerle getirilen Britanyalı işçilerin, inşaatların bitirilememesi veya
makinelerin çalıştırılamaması yüzünden fabrikalarda bomboş bekletildiğini ya da mukaveleleri
feshedilerek erkenden memleketlerine geri gönderildiğini aktarmaktadır (MacFarlane,
1850:312-315). Bu ampirik tespitler, makro ölçekli teknoloji transferlerinin salt makine edinimiyle
çözülemeyeceğini; kararlı, sistemli ve uzun vadeli bir sermaye kapasitesine ihtiyaç duyduğunu,

                                                                   37
   34   35   36   37   38   39   40   41   42   43   44