Page 44 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 44

tarih çevresi

    Bu kurumsal bulgu, matbaa veya kâğıt fabrikası gibi dönüştürücü bilgi teknolojilerinin kabul
görmesinin de benzer şekilde, mevcut siyasi meşruiyet dengeleri ve gelir dağılımı kalıplarıyla
barışık, esnek reform süreçleri gerektirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Osmanlı idari yapısında
matbaa teknolojisinin gecikmesi de tam olarak bu kurumsal adaptasyon mekanizmasının felç
olmasıyla birlikte okunmalıdır; bu donma, hem bilginin üretim ve tedavül süratini kısıtlamış hem de
ithal sınai yeniliklerin yerel kurumsal zemine kök salmasını engellemiştir (Coşgel vd., 2012:152).
Sonuç olarak; enformasyon yayılımı ile teknolojik gelişme arasındaki diyalektik bağın, salt teknik
bir "bilgi stoku" birikiminden ibaret olmadığı; aksine siyasi meşruiyet, devletin vergi toplama
kapasitesi ve kurumsal esneklik üçgeni tarafından dikte edildiği anlaşılmaktadır.

4.2.2 Eğitimli İş Gücü ve Sanayi Gelişimi
    Teknolojik ilerleme adımlarının sürdürülebilir, rekabetçi ve kalıcı bir endüstriyel yapıya tahvil

edilebilmesi için, yabancı makineleri yalnızca ithal eden değil; o donanımları rasyonel biçimde
işletebilen, arızalandığında bakımını gerçekleştiren ve yerel piyasa ihtiyaçlarına göre modifiye
edebilen kalifiye bir yerli iş gücü tabanının mevcudiyeti şarttır. Osmanlı iktisadi tarihindeki en zayıf
halkalardan birini oluşturan bu beşeri sermaye yetersizliği, buhar gücüne dayalı ilk büyük ölçekli
sanayileşme denemelerinde tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıkmıştır. İstanbul hinterlandında yer alan
Tersane-i Âmire ve Tophane-i Âmire gibi askeri-sınai komplekslerde üretim hatlarını mekanize
etmek amacıyla Batı Avrupa'dan ileri teknoloji buharlı makineler ithal edilmiş; fakat makine
mühendisliği ve metalurji alanında yetişmiş yerli kalifiye teknisyen ve makinist havuzunun darlığı
sebebiyle, teknoloji transferi operasyonu zorunlu olarak yoğun bir yabancı uzman istihdamıyla
birlikte yürütülmüştür (Clark, 1974:67-69).

    Ülkeye getirilen Britanyalı ve diğer Avrupalı ustalar, fabrikalarda montaj ve işletme
sorumluluğunu üstlenmenin yanı sıra, yerli çırak ve işçilerin sistemli biçimde eğitilmesinden de
sorumlu kılınmışlardır. Hazinede yaşanan kronik nakit darlıkları, yönetimsel koordinasyonsuzluklar
ve idari zafiyetler, bu kurumsal öğrenme ve tecrübe aktarım süreçlerini sık sık kesintiye uğratmıştır.
1840'lı yıllardan itibaren İstanbul ve çevresinde faaliyete geçirilen demir-çelik, döküm ve pamuklu
dokuma fabrikalarının önemli bir kısmının inşaatlarının bitirilememesi veya çok düşük kapasitelerde
çalıştırılması, büyük umutlarla getirilen yabancı teknik personelin bir bölümünün sözleşmelerinin
feshine ya da fabrikalar gayri faal olduğu için tesislerde atıl durumda kalmalarına sebebiyet
vermiştir (MacFarlane, 1850:312-316). Bu başarısızlık tablosu, beşeri sermaye birikiminin makro
düzeyde kurumsal ve planlı bir devlet politikasıyla desteklenmediği senaryolarda, fahiş maliyetli
ithal emeğe dayanan teknoloji transferi modellerinin kalıcı ve sürdürülebilir bir yerli uzman sınıfı
yaratmada yetersiz kalacağını açıkça kanıtlamaktadır.

    Yabancı teknik personele ödenen yüksek maaş politikaları ve bu işçilerin kapitülasyonlar
kanalıyla arkalarına aldıkları diplomatik koruma kalkanı, mekanizasyon hamlelerini sadece iktisadi
bir yük değil, aynı zamanda saray elitleri için ciddi bir iç güvenlik ve siyasi risk unsuru haline
getirmiştir. Maaş ödemelerinde haftalarca süren gecikmeler veya sözleşme şartlarındaki tek taraflı
ihlaller karşısında Avrupalı işçilerin kendi konsolosluklarını devreye sokarak Babıali üzerinde

                                                                   42
   39   40   41   42   43   44   45   46   47   48   49