Page 40 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 40
tarih çevresi
ancak Osmanlı mali yapısının bu ağır yükü taşımakta zorlandığını somutlaştırmaktadır. Ortaya çıkan
bu yapısal atıl kapasite, kurumsal öğrenme süreçlerini kesintiye uğratmış ve yerli iş gücünün
usta-çırak ilişkisi içinde teknik bilgi birikimi (know-how) edinme fırsatlarını daraltmıştır.
Yabancı personele kapitülasyonlar dâhilinde tanınan siyasal ve hukuki muafiyetler, teknoloji
transferinin siyasal risk marjını büyüten ayrı bir kurumsal engel olarak öne çıkmıştır. Maaş
ödemelerinde gecikme yaşandığında ya da sözleşme şartları ihlal edildiğinde doğrudan kendi
konsolosluklarına sığınma hakkı bulunan Avrupalı işçiler, Babıali üzerinde birer diplomatik baskı
enstrümanına dönüşmüşlerdir (Panzac, 2018:218-220). Özellikle 1848 Devrimleri'nin Avrupa'yı
sarstığı kaotik bir dönemde, Tersane-i Âmire'de aylardır ücret alamayan yabancı işçilerin radikal ve
kontrolsüz kitlesel eylemlere kalkışabileceği yönündeki konsolosluk uyarıları, devlet elitlerinin hızlı
ve yaygın bir makineleşme politikasından çekinmesine yol açmıştır. Böyle bir güvensizlik ikliminde
yeni fabrikalar açmak sadece ekonomik bir hamle değil, aynı zamanda dış politika ve iç güvenlik
riski olarak yorumlanmış; bu savunmacı refleks, teknoloji ithalatını sivil üretim kollarına yaymak
yerine dar askeri sınırların içine hapsetmiştir (Panzac, 2018:222).
Finansman yapısında dış sermayeye ve ithalata bağımlılık, bu teknoloji transferi sürecini hem
finanse eden hem de asimetrik bağımlılık ilişkilerini derinleştiren bir diğer kritik eksendir. 1838
Baltalimanı Ticaret Antlaşması ve Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanına karşı Batı ile kurulan
ittifaklar zinciri, Britanya'yı Osmanlı pazarında sadece dış ticaretin değil, aynı zamanda borçlanma
mekanizmalarının ve altyapı imtiyazlarının da başat ortağı konumuna getirilmiştir (Pamuk,
2014:102-105). Kırım Savaşı'nı takip eden yirmi yıllık periyotta da İngiliz sermayesi Osmanlı
yatırımları üzerindeki bu belirleyici gücünü korumuştur. Yaşanan bu asimetrik entegrasyon,
demiryolu ağları ve stratejik sınai yatırımlarda İngiliz teknolojisinin ağırlığını kemikleştirirken,
teknoloji seçimini ve makro bütçe önceliklerini dış ortakların ticari çıkarlarıyla uyumlu hale getirme
yönünde yapısal bir zorlama üretmiştir. Dolayısıyla teknolojik tercihler, yerli iktisadi ihtiyaçlardan
ziyade, dış finans çevreleriyle müzakere edilen sınırlar dâhilinde şekillenebilmiştir (Pamuk,
2014:112).
Tüm bu kurumsal ve mali kısıtların ortak neticesi; uzun vadeli kurumsal öğrenmeyi (institutional
learning) tetikleyecek, yerli iş gücünü kalıcı biçimde kalifiye hale getirecek ve ithal teknolojiyi
"yerelleştirecek" (indigenization) yerli bir sanayi ekosisteminin doğamamasıdır. Gelişmiş makineler
ve yabancı mühendisler ülkeye getirilmiş olsa dahi; finansal kırılganlıklar, konsolosluklar üzerinden
işletilen diplomatik baskı kanalları ve dış sermayeye göbekten bağlı yatırım rejimi, bu transferlerin
içsel bir inovasyon kapasitesine dönüşmesini engellemiştir (Clark, 1974:74-76). Osmanlı
dünyasındaki teknoloji transferi açmazları, salt mühendislik düzeyindeki teknik yetersizliklerle
değil; mali, hukuki ve jeopolitik dinamiklerin birbirini beslediği yapısal birer bariyer olarak analiz
edilmelidir (Quataert, 2014:122-125).
Osmanlı İmparatorluğu'nda 19. yüzyılda hüküm süren hukuki altyapı ve kurumsal çoğulluk (çok
hukukluluk), yerli sermayenin örgütlenme biçimini karmaşıklaştırarak finansal yatırım risklerini
ciddi şekilde artırmıştır. Kapitülasyonlar rejiminin beslediği konsolosluk yargısı ve yabancı devlet
berat sistemi, gayrimüslim tüccarlar ile azınlıklara Avrupa hukuk normlarından faydalanma imkânı
38

