Page 45 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 45
tarih çevresi
doğrudan siyasal baskı mekanizmaları kurabilmeleri, özellikle 1848 Devrimleri'nin Avrupa kıtasını
kaosa sürüklediği dönemde, devlet bürokrasisinde bu işçilerin "radikal, kontrolsüz ve yıkıcı kitlesel
eylemlere" girişebileceği endişesini tepe noktasına ulaştırmıştır (Panzac, 2018:220-223).
Bahse konu güvensizlik ortamı ve jeopolitik riskler, Osmanlı idarecilerinin geniş ölçekli ve hızlı
bir makineleşme politikasına yönelme iştahını frenlemiş, yerli iş gücünün sistemli ve kurumsal bir
müfredat dâhilinde teknik eğitimden geçirilmesi hedefini geciktirmiş ve endüstrileşme çabalarını
sivil piyasadan yalıtarak dar askeri-stratejik sektörlerin içine hapsetmiştir.
Karşılaştırmalı iktisat tarihi literatürü, erken dönem sanayileşme tecrübesi yaşayan toplumlarda
temel teknik becerilere sahip, coğrafi ve sosyal mobilitesi yüksek bir zanaatkâr iş gücü tabanının,
teorik bilimsel bilgi birikimi ile pratik ticari uygulamalar arasında kritik bir arayüz (ara katman)
işlevi gördüğünü kalın hatlarla vurgulamaktadır. İktisatçılar için insan sermayesinin kalıcı olarak
nasıl inşa edildiğini modellemek analitik açıdan çetrefilli bir alan olsa da, Avrupa kent loncalarının
(guilds) yüzyıllar boyunca biriktirdiği mesleki beceri transferi, çıraklık standartları ve teknik
know-how aktarım mekanizmaları üzerine yapılan kurumsal çalışmalar, uzun vadeli sınai
kapasitenin temel olarak bu esnek kurumsal yapılara dayandığını doğrulamaktadır (Epstein & Prak,
2008:94-98).
Bu analitik perspektif altında bakıldığında, Osmanlı dünyasında matbaa teknolojisinin çok geç
kabul görmesi ve basılı teknik bilginin kamusal alandaki yayılımının son derece sınırlı kalması,
geniş tabanlı bir okuryazarlık kültürünün ve temel teknik/mesleki eğitimin neşet edebileceği
elverişli bir entelektüel habitatın oluşmasını zorlaştırmıştır. Bu kurumsal noksanlık, modern sınai
fabrikaların ihtiyaç duyduğu asgari analitik beceri setine ve teknik disipline sahip yerli fabrika işçisi
profilinin yerli kaynaklardan sübvanse edilmesini temelden güçleştirmiştir.
Avrupa'nın tarihsel deneyimi, okuma-yazma pratikleri ile makroekonomik performans
arasındaki pozitif bağın özellikle Protestanlığı benimseyen bölgelerde radikal biçimde
belirginleştiğini gözler önüne sermektedir. Prusya'nın tarihi verileri ve vergi kayıtları üzerinde
yapılan ampirik araştırmalar, Protestan doktrininin her bireyin kutsal metinleri doğrudan okumasına
dayalı dinsel eğitim vurgusu nedeniyle, ilköğretim altyapısı ve özellikle kız çocuklarının kitlesel
eğitimi üzerinde muazzam bir pozitif çarpan etkisi yarattığını kanıtlamaktadır; bu beşeri sermaye
sıçraması, endüstri devrimi öncesi dönemde dahi ampirik olarak net bir biçimde
gözlemlenebilmektedir (Becker & Woessmann, 2009: 531-534). Bu çarpıcı bulgular, modern
endüstriyel dönüşümün yalnızca yeni fabrikaların ve makinelerin fiziksel varlığına değil, bu
karmaşık makineleri anlamlandıracak, kılavuzlarını okuyacak, rasyonel bakımını üstlenecek ve
üretim süreçlerinde kullanacak yaygın bir kitlesel eğitim altyapısına göbekten bağlı olduğunu
düşündürmektedir.
Osmanlı vaka analizinde ise okuryazarlık oranlarının toplum geneline yayılamaması, matbaanın
çok geç ve kısıtlı alanlarda devreye girmesiyle birleşince, sanayinin ihtiyaç duyduğu eğitimli iş gücü
tabanının genişleme hızını feci şekilde yavaşlatmıştır. Matbaa teknolojisinin Avrupa'da kitap üretim
maliyetlerini düşürerek kişi başına düşen basılı materyal hacmini fırlattığı, bunun da doğrudan ileri
düzey okuryazarlığı ve analitik düşünme yeteneğini besleyerek modern ekonomik büyümenin
43

