Page 46 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 46

tarih çevresi

yapısal altyapısını kurduğu ampirik olarak gösterilmiştir (Buringh & Van Zanden, 2009:432-435).
Aynı gelişim mekanizması kurumsal engellerle sakatlandığında, teknolojik yeniliklerin ve sınai
yatırımların içselleştirilerek inovasyona dönüştürüleceği beşeri sermaye stoğu kritik eşiğin altında
kalmakta; bu da hem toplam faktör verimliliği artışını hem de yerli müteşebbislerin uzun vadeli risk
alma ve inovasyon yapma kapasitesini daraltmaktadır.

    Osmanlı İmparatorluğu'nda kalifiye, teknik ve eğitimli iş gücü eksikliği, hem matbaa ve kâğıt
sanayii gibi bilgi-yoğun sivil sektörlerde hem de askeri ağırlıklı ağır sanayi tesislerinde teknoloji
transferi hamlelerinin kalıcı, kendi kendini üretebilen bir endüstriyel devrime evrilmesini engelleyen
en temel kurumsal darboğaz (bottleneck) olarak belirmektedir. Bahse konu bu yapısal darboğaz,
nitelikli emek ve finansman boyutunda dış dünyaya olan asimetrik bağımlılık ilişkilerini
kemikleştirmiş, uzun vadede ise yerli sanayinin organik gelişim kulvarlarını ve geniş tabanlı
modernleşme patikalarını sınırlandırmıştır (Coşgel vd., 2012: 155; Clark, 1974:74-76).

    Karşılaştırmalı kurumsal literatürde, toplumların sahip olduğu köklü tarihsel mirasların ve yasal
patika bağımlılıklarının aktörlerin yatırımcı davranışlarını, teknolojik dönüşümlere olan adaptasyon
hızlarını ve dolayısıyla beşeri sermaye birikim modellerini doğrudan şekillendirdiğine dair güçlü ve
derinlikli kuramsal tartışmalar mevcuttur. Devlet ile piyasa aktörleri arasında koordinasyonun
yüksek olduğu kurumsal piyasa ekonomisi modellerinin sivil aktörler için "sabırlı, uzun vadeli ve
yüksek sabit maliyetli" sınai yatırımları destekleme noktasında çok daha kararlı ve koruyucu bir
yasal çerçeve sunduğu ileri sürülmektedir (Hall & Soskice, 2001:22-26). Kuramsal perspektif,
Osmanlı Devlet’indeki mevcut mülkiyet rejimi, müsadere riskleri ve çok hukuklu yasal kaosun,
yerli aktörlerin beşeri sermaye oluşumuna ve uzun vadeli sınai tesislere yatırım yapma
motivasyonunu nasıl menfi yönde budamış olabileceğini anlamlandırmak açısından ufuk açıcıdır.
Bu bakış açısı, kısa vadeli spekülatif hareketli ticari sermayeye bağımlılık ile doğrudan üretime ve
teknolojiye dayalı sabırlı uzun vadeli yatırımlar arasındaki yapısal farkların insan kaynakları
gelişimi üzerindeki makro sonuçlarını analiz etmeyi kolaylaştırmakta; Osmanlı'daki kronik kalifiye
iş gücü açığı ile sınai yatırımların dar askeri alanlara sıkışması olgusunun, ülkedeki güvensiz ve
kırılgan kurumsal yatırım ekosisteminin yapısal bir çıktısı olduğu hipotezini ampirik olarak tahkim
etmektedir.

    Bölgesel bazda yürütülen güncel uygulamalı ampirik kalkınma çalışmaları da, doğrudan yabancı
sermaye girişlerinin veya dış kaynaklı teknoloji transferlerinin ev sahibi ülkenin makroekonomik
büyümesi üzerindeki çarpan etkisinin; tamamen o ülkedeki kurumsal kalitenin düzeyine, genel ülke
riski primine, ticari serbestleşme derecesine ve en önemlisi yerel insan sermayesinin (beşeri sermaye
eşiğinin) niteliğine doğrudan bağımlı olduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır (Alfaro vd.,
2004:92-96). Gelişmekte olan farklı kent ve ülke ekonomileri üzerinde yapılan ekonometrik
analizlerde, yabancı sermaye ve teknoloji girişinin, eğer kurumsal çevre kaliteliyse ve yerli iş gücü
eğitimliyse kısa-orta vadede büyümeyi ve yerli inovasyonu güçlü şekilde tetiklediği; buna karşın,
eğer yerli beşeri sermaye yetersiz ve kurumsal yasal altyapı çürükse, bu dışsal girdilerin kalıcı hiçbir
büyüme-dışsallığı üretemediği ve teknolojiyi yerelleştiremeyerek sistemi sığ bir bağımlılık
döngüsüne hapsettiği ampirik olarak kanıtlanmıştır.

                                                                   44
   41   42   43   44   45   46   47   48   49   50   51