Page 38 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 38
tarih çevresi
Yahudi tüccarların sağladığı ticari sermaye, ticari açıdan çoğu zaman kârsız ve zararına yürütülen bu
matbaacılık yatırımlarını finanse etmiş, böylece İstanbul Yahudi matbaaları, ulusötesi entelektüel ve
dini bilgi akışını yerel bir üretim düğüm noktasında sabitlemeyi başarmıştır (Kuran, 2011:214-216).
Ladino edebiyatının tarihsel evrimi de cemaat içi yerel bilgi üretiminin teolojik sınırlardan
seküler alanlara doğru nasıl genişlediğini belgelemektedir. Jacob Culi tarafından kaleme alınan 1730
tarihli Me'am Loez, Doğu Sefarad diasporasının halk dilinde (Ladino) yazılmış muazzam bir Tevrat
tefsiri olarak geniş kitlelere ulaşmış ve sonraki iki asır boyunca Ladino dini neşriyatının ana
omurgasını tayin etmiştir. Buna karşılık, 1778 yılında neşredilen La Guerta de Oro (Altın Bahçe)
adlı eser, seküler temalara, pozitif bilimlere ve modern eğitime yaptığı vurguyla, gündelik pratik
meseleleri ön plana çıkaran ve Batı dillerinden yapılacak seküler tercümeleri özendiren radikal bir
kırılma noktası olmuştur. Hem geleneksel dini tefsirlerin hem de modern dünyevi içeriklerin matbaa
teknolojisi vasıtasıyla kitleselleştirilmesi, Osmanlı taşra ve merkez toplumunda yerel bilgi talebinin
hem yapısal (niteliksel) hem de hacimsel (niceliksel) olarak yükseldiğini gözler önüne sermektedir.
Osmanlı İmparatorluğu'nda 19. yüzyılda canlanan Türkçe basın ve yayın hayatı, entelektüel
üretkenliğin ve kamusal enformasyonun merkezi yönetim mekanizmalarıyla bütünleştiği yepyeni bir
kurumsal evreyi simgelemektedir. Sultan II. Mahmud'un hem içerideki tebaaya hem de uluslararası
diplomatik çevrelere yönelik ideolojik ve meşruiyet odaklı yayınlar yapılmasını arzulaması, 1831
yılında ilk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi’nin yayın hayatına başlamasını sağlamıştır (Ortaylı,
2007:182-185). Doğrudan devlet elitleri ve resmi bürokratlar eliyle hazırlanan bu yayın, sarayın
resmi söylemlerinin, idari reformların ve siyasi yorumların toplum tabanında dolaşıma girmesini
hızlandırmıştır.
Bu resmi hamlenin ardından 1860 yılında Şinasi ve Agâh Efendi tarafından çıkarılan Tercüman-ı
Ahval ise ilk özel ve bağımsız yayıncılık girişimi olarak, Osmanlı basın tarihinde devlet dışı sivil
aktörlerin, entelektüellerin ve gazetecilerin kamusal alanda söz sahibi olmasına zemin hazırlamıştır
(Koloğlu, 2018: 44-48). Böylece ülkede öteden beri var olan yabancı misyoner cemiyetlerinin ve
gayrimüslim cemaat matbaalarının ürettiği çok dilli bilgi akışına, Osmanlı Türkçesiyle yapılan resmi
ve sivil gazetecilik pratikleri de eklemlenmiş; neticede yerel bilgi üretimi hem kurumsal nitelik hem
de toplumsal etki bakımından makro düzeyde yeni bir ölçek kazanmıştır.
Entelektüel birikimin ve bilginin yerelleşme süreci, yalnızca üretilen metinlerdeki dil, gramer ve
alfabe tercihleriyle sınırlı kalmamış; aynı zamanda coğrafi dağılım kanalları ve doğrudan hedef
alınan okuyucu kitlesi bakımından da kendine has özgül formlar geliştirmiştir. Örneğin, Amerikan
Misyoner Cemiyeti'nin (ABCFM) Karamanlı (Türkçe konuşan Hristiyan Rum) çocukları
hedefleyerek neşrettiği resimli Açi dergisi gibi tematik yayınlar, Anadolu'daki belirli Rum
topluluklarının gündelik sosyo-kültürel ihtiyaçlarına, pedagojik gelişimlerine ve cemaat kimliklerine
hitap eden eğitsel içerikler sunmuş, böylece taşrada modern pedagojik materyal üretimini
tetiklemiştir (Georgeon, 2006:52-55).
Dönemin misyonerlik raporları ve arşiv vesikaları, bu neviden sektörel yayıncılık faaliyetlerinin
I. Dünya Savaşı'nın patlak verdiği döneme kadar istikrarlı ve kesintisiz bir hızla sürdürüldüğünü
açıkça belgelemektedir; bu tarihsel süreklilik, Osmanlı hinterlandında matbaa eksenli bilgi
36

