Page 33 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 33
tarih çevresi
kırtasiye ve evrak ihtiyacını yerli kaynaklardan sübvanse etme hedefiyle birleştiren rasyonel bir
planlama mantığına dayanmaktadır (Gencer, 2019: 142).
Erken dönem yerli kâğıt imalatının mikro düzeydeki teknik parametrelerine dair doğrudan arşiv
vesikaları sınırlı olsa da; taşra idaresindeki yapısal genişleme, savunma sanayisi odaklı teknoloji
transferi deneyimleri ve modern ticaret hukukunun melez sistem üzerinden içselleştirilmesi
süreçleri, Yalova Kâğıthanesi benzeri bir sınai girişimin kuruluş felsefesini net bir zemine
oturtmaktadır. Bu felsefe; bürokratik mekanizmanın rasyonelleştirilmesi, stratejik girdilerde dışa
bağımlılığın asgariye indirilmesi ve sivil sanayi sermayesinin modern hukuki normlar dâhilinde
kurumsal bir kimliğe kavuşturulması hedeflerinin kesişim noktasında şekillenmiştir (Pamuk, 2019:
168-171).
3.2.2 Teknolojik Altyapı ve İş Gücü
Osmanlı İmparatorluğu'nun buhar teknolojisiyle tanışma ve ilk sanayileşme hamleleri, teknik
altyapının tasarımından iş gücü profiline kadar tamamen askeri gereksinimlerin gölgesinde
şekillenmiştir. Sınai üretimi mekanize etmek adına Tersane-i Âmire ve Tophane-i Âmire gibi
orduya lojistik sağlayan büyük tesislere Avrupa’dan buharlı makineler sipariş edilmiş ve geleneksel
imalat yapıları bu yeni teknolojiye entegre edilmeye çalışılmıştır (Clark, 1974: 66-68).
Ancak ülkede mekanik ve mühendislik alanında uzmanlaşmış yerli insan kaynağının yok
denecek kadar az olması, teknoloji transferinin mecburen yoğun bir yabancı emek transferiyle
birlikte yürütülmesini zorunlu hale getirmiştir. Devlet, ithal makinelerin kurulumu ve işletilmesinin
yanı sıra yerli işçilere mentörlük yapması amacıyla başta Britanyalılar olmak üzere çok sayıda
yabancı teknisyen ve ustayı yüksek ücretlerle istihdam etmiştir (Quataert, 2014: 116-118). 1840'lı
yıllardan itibaren İstanbul ve çevresinde yoğunlaşan demir-çelik, döküm ve dokuma fabrikaları,
ordunun mühimmat, silah ve üniforma ihtiyaçlarını sübvanse etmeyi amaçlayan devasa bir
askeri-sanayi kompleksi kimliği taşımaktaydı (Clark, 1974:71). Kronikleşen bütçe darlıkları ve
yönetimsel koordinasyon hataları sebebiyle bu yatırımların önemli bir kısmı ya tamamlanamamış ya
da tam kapasiteyle çalıştırılamamıştır. Dönemin tanıklarından Charles MacFarlane, 1840'ların
ortalarında İstanbul'daki fabrikalarda yaptığı gözlemlerde, büyük umutlarla getirilen çok sayıda
Britanyalı uzmanın tesislerin gayri faal olması yüzünden atıl kaldığını veya sözleşmeleri
feshedilerek ülkelerine geri gönderildiğini aktarmaktadır (MacFarlane, 1850: 312-315). Yabancı
personelin hazineye getirdiği ağır mali yük, mekanizasyon projelerinin iktisadi sürdürülebilirliğini
ciddi şekilde baltalamıştır.
Bu kırılgan teknolojik ve mali yapı, kapitülasyonlar ve işçi ilişkileri üzerinden diplomatik birer
baskı aracına dönüşmüştür. Avrupalı işçiler, maaş ödemelerinde gecikme yaşandığında ya da
sözleşme şartları ihlal edildiğinde doğrudan kendi konsolosluklarına başvurarak Babıali üzerinde
siyasi nüfuz kurabilmişlerdir (Panzac, 2018: 218-220). Özellikle 1848 Devrimleri'nin yarattığı
kaotik atmosferde, aylardır maaş alamayan Avrupalı işçilerin radikal ve kontrolsüz eylemlere
girişebileceğine dair konsolosluk uyarıları, Osmanlı elitlerinin bu gruplara karşı aşırı temkinli ve
savunmacı bir yaklaşım sergilemesine yol açmıştır. Bu durum, devletin geniş ölçekli mekanizasyon
31

