Page 35 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 35
tarih çevresi
koymaktadır (Quataert, 2014: 125).
İktisadi olarak ham madde arzının sürdürülebilirliği ve birim maliyetleri, matbaa teknolojisinin
ölçek ekonomilerinden faydalanabilmesi açısından en hayati girdiyi oluşturmaktadır. Batı Avrupa
tecrübesinde matbaanın kitlesel bir yaygınlığa ulaşması; seküler ve dini metinlerin ucuzlamasını,
böylece hem beşeri sermaye birikiminin hızlanmasını hem de ticari enformasyon akışının
rasyonelleşerek piyasaların entegre olmasını sağlamıştır (Febvre & Martin, 2000:34-38). Bahse
konu dönüşümün arkasındaki temel dinamik, kâğıdın oturmuş bir tedarik ve imalat zinciri
vasıtasıyla son derece düşük marjinal maliyetlerle piyasaya sürülebilmesidir; aksi takdirde,
tipografik baskı teknolojisinin getirdiği hız avantajı, yüksek kâğıt fiyatları tarafından kısa sürede
massedilirdi (Febvre & Martin, 2000: 42).
Osmanlı Devlet’inde ise Arap harfli matbaanın uzun süre kamusal alana dahil edilmemesi, baskı
teknolojisinin potansiyelini hem siyasal-kültürel meşruiyet kaygıları hem de fiziki altyapı
yetersizlikleri yönünden ciddi biçimde sınırlandırmıştır. Konu üzerine yapılan araştırmalar,
Müslüman çoğunluğun dilinde baskı yapılmasına izin verilmediğini, bu teknolojinin yalnızca Latin,
Ermeni, İbrani ve Rum alfabelerini kullanan gayrimüslim cemaatlerin tasarrufuna bırakıldığını
göstermektedir (Sabev, 2018:55-58). Bu kurumsal tercih, bir taraftan İslam yazı dünyasında
hattatlığa ve el yazmasına dayalı emek yoğun geleneksel çoğaltım mekanizmalarını korurken, diğer
taraftan Arap harfli basılı materyal ihtiyacında dış merkezlere bağımlı asimetrik bir ticaret ağı
yaratmıştır. Nitekim 16. yüzyılın başlarından itibaren Venedik başta olmak üzere Avrupa’daki
matbaalarda Arapça metinler basılmaya başlanmış; Kitab Salat al-Sawa'i (1514) ve ünlü Fano
Kur'an-ı Kerim'i (1537) gibi erken dönem basımlar doğrudan Osmanlı coğrafyasındaki alıcı
hedeflenerek piyasaya sürülmüştür. Ancak 1588 tarihli Kur'an-ı Kerim ithalatı yasağı, dini metinler
özelinde bu ticari akışı radikal biçimde kesmiştir (Pedersen, 2012: 112-115). Yurt içinde yerli bir
matbaa endüstrisinin bulunmayışı, sadece basım kapasitesini güdük bırakmakla kalmamış; matbaa
sektörüyle entegre çalışacak yerli bir kâğıt sanayisinin ihtiyaç duyduğu kitlesel talebin ve piyasa
ölçeğinin oluşmasını da baştan engellemiştir.
İmparatorluk bünyesindeki azınlık matbaalarının faaliyetleri, kâğıt ham maddesinin coğrafyalar
arası hareketliliğini ve ithalata olan yapısal bağımlılığı net bir biçimde gözler önüne sermektedir.
Örneğin, İstanbul'da faaliyet gösteren Yahudi matbaaları, üretim için gerekli olan kâğıt ve nitelikli iş
gücü gibi kritik girdileri Akdeniz lojistik ağı üzerinden ithal etmiştir. Meşhur Arba'ah Turim gibi
erken dönem baskılarda Kuzey İtalya menşeli kâğıtlar tercih edilirken, 1505 tarihli bir Pentatök
(Tevrat) basımında ise Fransız imalatı filigranlı kâğıtların kullanıldığı saptanmıştır (Sabev,
2018:82-84). Bu ampirik bulgular, Osmanlı İmparatorluğunda kâğıdın yerel bir üretim nesnesi
olmaktan ziyade, büyük ölçüde dış pazarlardan tedarik edilen bir ara malı olarak işlev gördüğünü
kanıtlamaktadır. Her ne kadar saray patronajı ve zengin tüccar sermayesi bu matbaaların
finansmanını üstlense de, ham madde lojistiğinin fahiş maliyetleri ve uzman emeğinin yüksek
ücretleri, Yahudi ve Ermeni matbaalarının dahi kronik kârlılık krizleri yaşamasına ve faaliyetlerini
sık sık durdurmasına yol açmıştır (Kuran, 2011:215-218).
33

