Page 36 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 36

tarih çevresi

kapsayan, içsel dinamikler sonucunda ortaya çıkarak yaygın bir biçimde kişinin davranışlarına etki eden, durum
ve olaylar karşısında kişinin düşünme, algılama, başa çıkma ve davranış örüntülerini anlatmak için
kullanılmaktadır. Geniş kapsamından ötürü psikologlar tarafından çeşitli şekillerde tanımlanan kişilik; ‘insanın
şuurlu ve köklü davranışlarının ve ruhi duruşlarının örüntüsü ve etkin amili’ şeklinde kısmen üzerinde uzlaşılmış
bir tanımlama ile ifade edilebilir. Olumlu ve olumsuz olmak üzere çift kutuplu yapıya sahip kişilik, içinde
bulunduğu sosyolojik ve psikolojik süreçlere göre yapılanır, insana ait davranış ve eğilimlerin kökenini
oluşturur.

       Günümüzde beslenmenin kişilik üzerindeki etkileri psikolojinin de cevap aradığı soruların başında
gelmektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen önemli bulgulardan biri, merkezi sinir
sisteminin sadece genetik belirleyiciler tarafından değil, çevresel faktörler tarafından da inşa edildiğidir. Bu
çevresel faktörlerden biri de beslenmedir. Beslenme, tıp ile ilgili bakım içeren eylemler ve eğitim gibi diğer
çevresel faktörlerin tersine genetik yapıya da doğrudan etki eden ve beyin gelişimini belirleyen bir etken olarak
görülmektedir.

       Geçmişte beslenme kültürü ve bunun kişilik yapısına etkileri üzerine araştırma yapan ve açıklamada
bulunan düşünürler bulunmaktadır. Bunlardan biri de İbn Haldun’dur. İbn Haldun bağımsız bir filozof olarak
İslam düşünce dünyasında dikkat çeken düşünürlerden biri olma özelliği ile dikkatleri üzerinde toplamıştır. İbn
Haldun, kendi yaşadığı zamandan beş asır sonra kurulan sosyoloji biliminin temellerini atan bir devlet adamı
ve Doğu’da ve Batı’da kabul gören ilk tarih felsefecisidir. Aynı zamanda medreselerdeki ilmi faaliyetlerini
aksatmayan büyük bir âlimdir.

       İbn Haldun; sağlık, beslenme ve ahlak ilişkisi ekseninde yenilen/içilen gıdaların insan karakterinin
oluşmasında büyük oranda etki sahibi olduğunu düşünmektedir. Buna ek olarak İbn-i Haldun her türlü olumsuz
yaşam koşulları ve mahrumiyetler yaşamalarına rağmen, katıktan yoksun olan çölün göçebe insanlarının;
hububat vb. ürünler bakımından bolluk içinde yaşayan bereketli bölge halkından daha estetik vücutlarının ve
daha güzel ahlaklarının olduğunu söylemektedir. O’na göre ihtiyaç içindeki insanların görünüşleri mükemmel,
tenleri temiz, renkleri saf, ahlakları ise (mutedildir) ılımlı ve düzgündür. Onların zihinlerinin ilim ve hakikatleri
daha çabuk anlayabileceğini (hafıza bakımından kuvvetli) belirtmektedir. Ona göre karışık ve çok miktarda
besin tüketmek, vücutta kötü atık ve kokuların oluşmasına neden olmaktadır. Netice itibarıyla vücut dengesiz
olarak gelişerek şişmanlar, şekil çirkin ve ten rengi perişan görünmeye başlar. Ayrıca bu besinlerden oluşan
bozuk ve kötü nitelikteki sıvıların beyne gitmesi nedeniyle düşünce ve aklın üzeri örtülür. Sonuç olarak gaflet,
anlayışsızlık ve genel manada bütün iyi hallerden sapılarak ahlaki bozukluklar (zaafiyetler) görülmeye
başlanmaktadır.

       Günümüzde yapılan çalışmalarda tüketilen besinlerin, beynin kimyasal kompozisyonunu oluşturduğu
görülmüştür. Besin maddeleri, sinir hücrelerindeki bilgi akışını sağlayan küçük kimyasal iletkenlerin

                                                               35
   31   32   33   34   35   36   37   38   39   40   41