Page 32 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 32

tarih çevresi

alanındaki evrensel değerler tarihten günümüze sayısız ilim erbabı tarafından anlaşılmaya, yorumlanmaya ve
hayata aktarılmaya çalışılmıştır. Özellikle Hz. Peygamberin (s.a.v.) sünneti Müslümanlar için hayat modeli
olmuştur. Nebevi sünnet bir bakıma İslâm kültür mozaiğinin temel çimentosu olarak vazife görmüştür.

       İnsan hayatını bütün yönleriyle kuşatan Kur’an ve onun açılımı olan sünnet, beslenmeye özel bir önem
vermiş ve beslenmenin niteliği ve hedefi konusunda bazı esaslar belirlemiştir. Nitekim beslenme, Allah’a kulluk
etmesi için yaratılmış olan insana yaşamını ve kulluğunu devam ettirmek için sunulmuş en büyük nimetlerden
birisidir. İslam dini ahlaka uygun şekilde kazanılıp insanın maddi ve manevi hayatı için temiz ve faydalı kabul
edilen yiyecek-içeceklerin tüketilmesini istemiştir. Beslenmeye konu olan gıda maddelerinin helal veya haram,
temiz veya pis olması bakımından taşıdığı değerin insan şahsiyeti üzerinde olumlu ya da olumsuz derin izler
bıraktığı, beslenmenin Allah’a karşı kişinin kalbinde hissettiği takva duygusunun bir işareti olduğu İslami ilimler
araştırmacıları tarafından dile getirilmektedir. Aynı zamanda insanın ruhi duygu durumu ile yeme içmenin
miktar ve sıklığı arasında kuvvetli bir ilişkinin bulunduğu psikoloji alanında da tespit edilmiştir. Helaller ve
haramlar konusundaki esas belirleyici otoritenin ilahi irade olduğu düşünüldüğünde helallik ve haramlığın
herkes tarafından anlaşılamayacak birtakım hikmetleri olabileceğini her zaman akılda tutmak gerekmektedir.

       Dinî metinlerde gıda konusundaki tavsiyelerin başında helal-haram olgusu yer almaktadır. Kur’ân’da
haram kılınan gıdalar Maide suresinde şu şekilde açıklanır: “Murdar hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası
adına kesilmiş, boğulmuş, vurularak öldürülmüş, yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanarak öldürülmüş hayvanlarla -
henüz canı çıkmadan yetişip kestiklerinizin dışında- yırtıcıların yediği hayvanlar, dikili taşlar önünde
(sunaklarda) boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla paylaşmanız size haram kılındı. Çünkü bunlar doğru yoldan
sapmaktır…Kim açlıktan bunalıp çaresiz kalırsa, günah sınırına varmaksızın yiyebilir. Şüphesiz ki Allah çok
bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” Bir başka ayette ise haram yemeyle ilgili şöyle buyurur: “Ey iman edenler!
Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna mallarınızı, batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda
(alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.” Ayette geçen batıl
yani haksız ve haram yolların neler olduğu konusunda farklı fikirler bulunmakla beraber faiz, kumar, gasp,
hırsızlık, hainlik, yalancı şahitlik ve yalan yere yemin etme gibi yollarla kazanılan malların kastedilmiş
olabileceği kaydedilebilir. Ayette malın yenmesinden bahsedilmektedir. Burada özellikle yemek kelimesi malın
en bilinen faydalanma yolu olmasından dolayı kullanılmıştır yoksa sınırlayıcı bir anlam taşımamaktadır.
“Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş dolduruyorlar. Zaten onlar
alevlenmiş ateşe gireceklerdir” ayetinde de aynı ifade tarzı kullanılmıştır.

       Kur’ân-ı Kerîm’de Ashâb-ı Kehf’in üç yüz yıl mucizevi bir şekilde uyudukları anlatılırken, uyanmalarının
akabinde açlık hissettikleri ve içlerinden birisini yiyecek almak için şehre gönderirken daha temiz/helal ürün
kaygısı duydukları aktarılmaktadır. Yine ayetlerde helal kelimesinden belki de daha geniş bir anlam ifade eden
temiz yenilmesi emredilmektedir.

                                                               31
   27   28   29   30   31   32   33   34   35   36   37