Page 33 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 33

tarih çevresi

       Hadis kaynaklarında gıdanın helal-haram olması hususunda Hz. Peygamber’in son derece titiz hareket
ettiği rivayet edilmektedir. Bu hususu ümmetine öğretme gayesiyle şöyle buyurduğu aktarılmaktadır: “Allah’ım!
Helal olan nimetlerle yetinmemi, haramlardan müstağni (haramları istemeyen, tok gözlü olan) olmamı ihsan
eyle, fazlı kereminle beni senden başkasına muhtaç eyleme’. Rivayetlerde ayetlerde geçen hususlara paralel
olarak temiz olan yemeklerden yenilmesini tavsiye ettiği, helal yemenin Cennet’e girmeye vesile olduğu, helal
yiyen kişinin duasının kabul olacağı bildirilmektedir. Bunun aksi olarak gıdasında haram bulunan kişinin
ibadetlerinde ihlası bulamayacağı, hatta namazının dahi kabul olmayacağının beyan edildiği kaynaklar
bulunmaktadır.

       Bu öğretilerin bir neticesi olarak sahabenin dinen haram kabul edilen bir şeyle beslenmemeye son derece
dikkat ettiği anlaşılmaktadır. Söz gelimi alkollü içeceklerin haram kılındığı ayet nazil olunca Medine’deki
Müslümanlar evlerinde depoladığı şarabı hemen dökmüşlerdir. Hz. Ebûbekir’in yediği bir gıdanın haram bir
yolla elde edildiğini duyunca yemek midesinde henüz hazm olmadan kustuğu sahih rivayetlerde yer almaktadır.
İlk dönem sufilerinden Muhâsibî’nin helal harama çok dikkat etmesi sebebiyle ne zaman şüpheli bir gıdaya el
uzatsa elinin titrediği aktarılmaktadır. Sehl b. Abdullah Tusterî haram lokmanın zararları ve helal yemenin
önemi hakkında bilgi verirken şöyle dediği kaydedilmektedir: Haram yiyenin vücut organlarının (azaları) her
biri, kendisini bilsin bilmesin, istesin istemesin isyan eder. Yediği helal olan kimsenin azaları kendine itaat (söz
dinleme, boyun eğme) eder ve o kimse hayırlı işler yapmaya muvaffak olur.

       Günlük yaşamımızda yaptığımız her işte olduğu gibi ibadetler de vücudun güç ve kuvveti ile
gerçekleşmektedir. İslami kaynaklarda helal gıdalar ile beslenmenin kişide faydalı ve güzel işler yapabilme
gücü oluşturduğu, manevi hisleri, mutluluk ve huzuru arttırdığı kaydedilmektedir. Diğer taraftan, haram ve
şüpheli yiyecek-içecekler ile beslenmenin kişide manevi yönden sıkıntı oluşturduğu dile getirilmektedir. Fıkhi
kaynaklarda helal-haram bilgisi verilmesinin yanında tasavvuf literatüründe, manevi hayatın gelişmesinin
temeline yine helal gıda konulduğu dikkat çekmektedir. Hadis rivayetlerinde helal gıdalanmayla dua kabulü
arasında ilişki kurulduğu gibi sufiler de kişide ferasetin oluşumunda en önemli basamağın helal yemek olduğu
kaydetmişlerdir. Abdulkadir Geylani (ks.) yemeğin kalp tasfiyesindeki öneminden şu şekilde bahseder: Bak
evladım! Haram yemek kalbi öldürür. Lokma vardır, kalbi nurlandırır, lokma vardır kalbi karanlığa boğar. Yine
lokma vardır, seni dünya ile meşgul eder; lokma vardır, ahiret ile meşgul eder. Lokma vardır seni her iki
dünyanın da zahidi yapar, gönlünü her iki dünyanın Halık’ına yöneltir. Haram yemek seni dünyaya yöneltir ve
günahları sana sevimli gösterir. Mübah yemek, seni ahiret ile meşgul eder ve ibadetleri sana sevdirir. Helal
yemek ise kalbini Allah’a yaklaştırır.

       Hadis kaynaklarında helal yemenin yanında az yemek de önemle tavsiye edildiği görülmektedir. Rivayete
göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu, midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. Hâlbuki
ona belini doğrultacak birkaç lokma yeterlidir. Şayet mutlaka yemesi gerekiyorsa, o zaman midesinin üçte birini

                                                               32
   28   29   30   31   32   33   34   35   36   37   38