Page 68 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 68
tarih çevresi
manevi bir hazla beklediğine vurgu yapılırken Müslümanların cenneti daha ölmeden, dünyevi mutluluğun
peşinde, bedensel arzularla bu dünyada yaşadığına inanılır.47 Bu bakış açısı erdemli Batı ile düşkün Doğu
imajını yaratır; Doğulu erkek, kadın bedenini köle gibi satıp onu ticari bir nesne gibi kullandığı gerekçesiyle
iki katı zorba olarak gösterilir.48
Avrupalının kölelik kavramının harem algısını beslemesinin yanı sıra, kadının kapatılmasıyla
bağlantılı olarak genelev yaşantısı da Doğulu kadın yaşantısıyla bağdaştırılır.49 XIX. yüzyılın ilk yarısında
Fransız fahişeler sıklıkla sigara içtiklerinden, tütün içme alışkanlığı da harem kadını ile fahişe arasında
bir bağlantı oluşturur; nitekim Paris Salon Sergilerinde sergilenen odalık tablolarına yapılan yorumlar da
“banyodan çıkan bir sosyete fahişesi” şeklindedir.50 Elbette yaratılan bu algının oluşmasında Romantizmin
etkisi de büyüktür. Özellikle de Fransa’nın Afrika’da bir sömürge imparatorluğu kurma adına başlattığı
girişimlerle birlikte bölgeye giden Batılı sanatçıların tablolarında yarattığı kadın ve harem algısının payı
yadsınmamalıdır; odalık tablolarıyla Doğulu kadınlara bakış açısının içten içe genelev algısını beslemesi
kaçınılmaz bir hale gelmiştir.51 Paris’e hâkim olan üst sınıf ve alt sınıf arasındaki ayrım, işçi mahalleleri,
öğrenci mahalleleri, genelevler, her şeyi parasal anlamda değerlendirme anlayışıyla birlikte yaşanan maddi
tüketim52 beraberinde manevi tüketimi de sürüklemiştir.
Dünya bir dönüşüm, hızlı bir akış içerisindeyken zamanın durduğu ya da yavaş aktığı bir kaynağa
ihtiyaç vardır. Bu anlamda, Paris’teki modernitenin hareketliliği ve tüketimi olmayan Doğu, ideal bir dünya
imajı yaratır. Doğu, seyyahlar için aynı zamanda bir tür derin düşünme yeridir. Romantiklerin aydınlanması
ise bu noktada başlayacaktır denilebilir. Zaman ve mekân dışında dünyayı bir bütün olarak algılamaları,
tutkulu bir şekilde “ötekine” yani kadına, kente, doğaya ve Tanrı’ya sahip olma dürtüsü harekete
geçecektir.53 Tinsel olanın hissedildiği, Batı’daki etkenliğin edilgenliğe dönüştüğü yerdir Doğu. Doğu’ya
seyahat ise bu noktada burjuvazi ile kapitalizmin ikiliğinden, şehir hayatının bozulmuşluğundan kaçışı
sembolize eder. Yolculuk aynı zamanda kadim tarihin ana vatanına gitme arzusunu ve tek başına bir birey
olarak egzotik olanın merkezinde olma deneyimini de bünyesinde barındırır. Seyyah etken olanken
etrafındaki her şey onun yörüngesinde edilgenleşir; Doğu, yorumlanmaya, tüketilmeye, Batı eliyle yeniden
yoğrulmaya açık hale gelir. Rogier, Nerval ve Flandin de yolculuklarında kimi zaman tarafsız kalmaya
47 Rana Kabbani, Avrupa’nın Doğu İmajı, İstanbul: Bağlam Yayıncılık, 1993, 26.
48 Kabbani, Avrupa’nın Doğu İmajı, 98.
49 Güçsav, Odalık: Görünmeyeni Sergilemek, 68.
50 Güçsav, Odalık: Görünmeyeni Sergilemek, 69.
51 Güçsav, Odalık: Görünmeyeni Sergilemek, 143.
52 Harvey, Paris, Modernitenin Başkenti, 62.
53 Harvey, Paris, Modernitenin Başkenti, 68.
67

