Page 78 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 78

tarih çevresi

onun huzur ve mutluluğunu temin etmektir. Kur’an’da insana yönelik olan tüm ifadeler, aksi kayıt olmadıkça
hem erkek hem de kadın cinsini kapsamaktadır. İnsan türünün ortaya çıkışı ilk çağlardan beri düşünce tarihini
en çok meşgul eden konulardan biridir. Bu ayeti kerime bize insan türünün kökünün her ikisinin de aynı özden
yaratılmış olan iki eşten türediğini ifade etmektedir. Kur’an bu ayetteki ilahi mesajı ile, kadın-erkek cinsleri
arasında bir eşitlik ve denklik düşüncesini öne çıkaracak, iki cins arasına ayrım yapmanın birini diğerinden
üstün tutmanın önüne geçecek, hatta; her hangi bir ırk, cins veya halkın başkasına üstünlüğü fikrinin de kökünü
kazıyacaktır (Gannuşi, 2017). Kur’an-ı Kerim, hiçbir cinsiyet ayrım kaydı koymadan, toplumsallaşma sürecinin
insan fıtratına yerleştirildiğini ve yaratılışında zaten var olduğunu bildirir. Hucûrat Suresi’nin aşağıdaki ayetleri
bu bakımdan anlamlıdır: “Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi
milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, takvaca üstün olanınızdır.” (Kur’ân-ı Kerîm,
Hucurât Sûresi, 49/13) Bu ifadeler, ilahi emre hem kadının hem erkeğin muhatap olduğunu bize ifade eder. Bu
da gösterir ki Kur’ân’ın ilahi mesajı kadını kadın cinsi anlamında kabul etmektir. Böylece Kur’ân kadının
yaratılışını olduğu gibi kabul etmektedir. Bu da kadının o toplum içinde kendi varoluşunu inşa etmesini sağlar.
Hatta, Musa Carullah Birgiyef “Hatun” adlı eserinde kadının bu konumunu bir üste çıkararak bu ayeti kerimeyi
şu şekilde değerlendirmektedir: Kadınlar erkeklerden daha fazla hakikati talep ederler. Hakikate çağrı sesi
duyulduğuna ilk kadınlar uyanır (Bigiyef, 2018). Bu ifadeleriyle Birgiyef, kadınlara pozitif bir ayrımcılık
yaparak hakikati erkeklerden daha önce fark ettiklerini iddia ederek kadınların idraklerinin güçlü olduğunu
ileri sürmektedir. Özellikle bir erkekten kadınlarla ilgili övgüye mazhar olmak önemlidir.

       İnsanlık tarihinde kadınların aşağılanmasının diğer bir nedeninin de Hz. Adem’in yasaklanan ağaçtan
yemesine ve cennetten kovulmasına kadının katkısı olduğu düşünülür. Tevrat’ın Genesis üçüncü babında
anlatılan olaya göre şeytan önce Havva’yı kandırmıştı. Yasak ağaçtan yedirmiştir. Daha sonra Havva’da Adem’i
etkileyip o yasak meyveden yemesine sebep olmuştur. Dolayısıyla kadın şeytan ile insan arasında bir yaratıktır.
Tevrat Genesis de geçen bu ayetler Havva’nın Adem’i nasıl etkileyip insanın cennetten nasıl çıkardığını
anlatmaktadır. Bu nedenle kadının insanı cennetten çıkardığı için yarı şeytan olarak kabul edilmesi doğru
değildir. Kur’an-ı Kerim’de Bakara Sûresinde 30-35. Ayetlerlerde geçen Adem kıssasına göre durum Tevrat’daki
gibi değildir. Ayet her ikisinin birlikte yasaklanmış ağaçtan yediklerinden bahseder. Bakara Sûresi “Hani rabbin
meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin
kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah
“Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” 30-31. ayetten Allah’ın Ademi halife yapmaktan tabiatı
emrine vermekten ve melekleri ona secde ettirmekten gayenin aile olduğu görülmektedir. Kadın olmayınca
Âdem hiçbir yere yerleşemez, cennet yüzü göremez. Hayatın lezzetini alamaz. Âdem yalnız başına yarımdır.
Demek ki, hatun ailenin esası, erkeğin refikası, hanenin hanımefendisidir (Bigiyef, 2018). Birkiyef bu ayeti
kerimeyi ailenin kurulmasının delili olarak sunar. Hatta kadının hem ailenin varoluşunu sağlayacağını hem de
Adem’e cennete açılan kapı olduğunu ifade etmektedir. İslam kadına saygıyı önemsemektedir. Kadınlara diğer
toplumlara nazaran benzersiz vazifeler denilebilecek haklar verilmiştir (Bigiyef, 2018). Kadının kendini

                                                               77
   73   74   75   76   77   78   79   80   81   82   83