Page 75 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 75

tarih çevresi

       Türk mitolojisinde kadının konumu ve varoluşu ne şekilde gerçekleşmektedir, sorusuna yanıt arayacak
olursak; Dede Korkut’a bakıldığında kadın varoluşu iki şekilde gerçekleşmektedir. Tabi ki bu durumu, göçebe
olmalarına bağlamak mümkündür. Kadın varoluşunu gerçekleştirmek için birincisi cesur, kahraman alp kadını
imgesini taşıması gerekirken; ikinci olarak ise kadının anne olması onun varoluşunun gereklerindendir. Dede
Korkut kitabının mukaddemesinde erkeğin kaç kısım olduğunu ifade etmezken kadını sınıflandırmıştır. Ona
göre kadın dört türlü sınıflandırmak mümkünüdür: Evin dayağı olan kadın, dedikoducu kadın, aç gözlü kadın
ve cimri kadın. Bunlardan evi çekip çeviren adeta evin dayanağı (dayağı) olan kadının o ev için hayırlı olduğu
Dede Korkutta ifade edilmektedir. Bu ifadeler feministler tarafından eleştirilmiştir. Bu eleştiri “Kadının ataetkil
bir topluma göre hareket etmesi gerektiğinin vurgulanması” üzerinedir. Halbuki göçebe bir toplumda kadın çok
güçlü olmak zorundadır, pek tabi kendini koruyabilmek için. Dede Korkut’ta kadın soyun devamlılığının en
önemli unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Öte yandan Dede Korkut’ta sadece kadın kötü özellikleri ile ifade
edilip yerilmemektedir. Söz gelimi, Dede Korkut’ta geçen Deli Dumrul Hikayesinde Deli Dumrul, henüz
olgunlaşmamış duyguları ile hareket eden bir ergen portresi çizmektedir. Deli Dumrul kuru çay üzerine kurulmuş
bir köprüden geçenden 30 geçmeyenden döverek 45 akçe alır. Böylesi bir durumu akıllı birinin yapması
mümkün değildir. Görüldüğü gibi böyle bir karakterdeki erkek de aptal, bir kişi olarak betimlenmektedir. Fakat
Deli Dumrul’un eşine tutumu aileyi sahiplenme üzerinedir. Hülasa Tük mitolojisinde kadın dönemin koşulları
bağlamında kendi varoluşu ve kimliğini ailede bulmaktadır.

       Antik Çağ’da Yunanlı filozoflardan Eflatun’un kadın erkek eşitliğine dair en temel savı ruhun cinsiyetsiz
olmasıdır. Tanrıyı andıran insan ruhu, özünde cinsiyetten yoksun olduğu için dolayısıyla erkek ve kadın
özlerinde birdirler. Eflatun kadınla erkeğin özde bir olduklarını ancak aralarında fiziksel farklılıkların var
olduğunu ifade eder. Platon’a göre kadın ve erkek de yaratılış gereği beceriler eşit bölüştürülmüştür. Kadın
yaratılış gereği her mesleği yapabilir. Onun için kadın ve erkek arasındaki temel farklılık kadının fiziksel
bakımdan genel olarak erkekten daha zayıf olmasıdır. Platon, kadınların devletin bekası için erkeklerle aynı
eğitimi alması gerektiğini savunmaktadır. Ruhları aynı olduğuna göre, kadınların da erkeklerle birlikte jimnastik,
müzik ve savaşçılık eğitimi alması zorunludur. Bu nedenle kadınlarında devletini erkekler gibi savunması
gerekir. Ona göre kadınlar eğitim dışı bırakılamaz. Bu devletin potansiyel gücünün yarısını yitirilmesine sebep
olur ve böyle bir devletin düşünülemeyeceği ifade edilmektedir (Platon, 2010). Platon Şölen diyaloğunda
Sokrates, Erosun gizemlerini ve en yüksek aşamasını bilge kadın olan Diotima’dan öğrenir. Bu durum kadının
varoluş şekliyle bilge olarak erkekten daha üstün olabileceğini ve erkeği eğitilebileceğini düşündürerek antik
çağ için zaman üstü bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Platon’un Yasalar kitabında kadının toplumsal
hayattaki rollerini ayrıntılı olarak düzenlendiği görülür. Söz gelimi kadınlar, kamu görevlerini üstlenebilir,
özgür kadınların belirli yaş ve medeni durum koşullarında mahkemelerde şahitlik yapabilir ve dava açabilirler
(Platon (Eflatun), 2020).

       Platon, kadınların eğitim dışı bırakılmasını veya sadece ev işlerine (dokuma, dikiş vb.) mahkûm

                                                               74
   70   71   72   73   74   75   76   77   78   79   80