Page 74 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 74

tarih çevresi

oikos/aile/ban da kendini var hissediyor mu? Kadın ailede bulunabiliyor mu? Kadın kendi kimliğini ailede inşa
edebilir mi? Kadının kendi kimliğini inşa etmesine aile neden olmuş mudur? Anne olmak kadının varoluşuna
engel teşkil eden bir durum mudur ya da ailede anne olmak bir var oluş sancısı çekmesine mi neden olmuştur?
Bütün bu soruların cevaplanması gerekmektedir. Bugün bu sorular hep tartışılan hususlardır. Farklı veçheler
ailenin kadının varoluşuna engel teşkil ettiğini iddia etmektedir. Nasıl ki ailenin varoluşunda kadınların oynadığı
rol tarih boyunca büyük bir öneme sahipken; kadınların varoluşunu da ailenin geliştirdiği iddia edilebilir. Bu
metinde kadının toplum ve aile içindeki konumları, tarihsel gelişimi ve sosyokültürel etkileri kadının toplum
içerisindeki kimlikleri çerçevesinde ele alınacaktır.

       Geçmişten Günümüze Kadının Bir Varoluş Olarak Toplumda Görünümü

       Tarihi, Dini ve Felsefi Perspektif

       Antikiteden günümüze kadının hem toplum içinde hem de toplumun en küçük nüvesi olarak ailenin
içerisindeki varoluş serencamının farklı olduğu görülmektedir. Antik Yunan mitolojilerinin temel metinlerden
olan Homeros’un İlyada ve Odysseia destanlarında bakmak gerekir. Homeros’un İlyada ve Odysseia
destanlarını; tanrılar, yarı tanrılar ve insanlardan oluşan büyük bir sülaleyi ele alan bir metin olarak
değerlendirmek mümkündür. Hülasa bu destanlar kocaman bir ailenin başına gelenleri ele almaktadır. Antik
Yunanda destanlarında gerek Tanrılar dünyasında gerekse insanlarda tek eşlilik esastır. Ve destanlarda arada
aldatma dahi olsa doğrudan boşanmanın geçmediğini iddia etmek mümkündür. Homeros destanlarında her
erkeğin kendine ait eşi olurdu. Ve ailenin reisi erkekti. Evin yönetimi erkeğin asli eşine verilirdi. Kadının en
temel görevlerinden biri ev işlerini düzenlemekti. Evdeki hizmetkarları idare etmekte kadının göreviydi
(Bilecen, 2025). Bugün kadının ev işleri yapması eleştiri konusudur. Kadın asli vazifesinin ev işleri olması
Antik Çağdan bize kalmış bir miras olarak değerlendirilebilir. Antik Yunanda aileyi kadının varlığı ayakta
tutmaktaydı. Bunun en güzel örneği destanda geçen Penelopeia’dir. Penelopeia, ailenin varoluşunu sağlayan
sadakat, bağlılık ve güven değerlerinin bir temsilini sunarak iffetli bir şekilde eşinin gelmesini beklemiştir.
Odeysseus için Penelopeia bir eş olmanın ötesinde onun varoluşuna katkı sağlayan bir sıla ve bir yuvadır.
Penolopeia Odysseu’u test eder. Bu testi Odesseus geçer. Bu test sonucunda her ikisi içinde evlilik kimlik ve
aidiyetlerini tamamlayan derin bağlılıkları varoluşlarına katkı sağlamıştır (Bilecen, 2025). Penrlopei ve
Odessios’un bu sadakati ailenin bütünlüğünü ve varoluşunu da ifade etmektedir. Antik Yunanda aile varoluşunu
sevgi, sadakat, güven gerçekleştirirken; aileyi tehdit eden unsurlar ihanet, iktidar ve kuşak çatışmasıdır. Aileyi
yok oluşa götüren unsurlar ensest, babasız ya da annesiz doğum ve tanrıların ve insanların ahlaki sınırları
aşmasıdır (Bilecen, 2025). Antik Yunan mitolojilerinde erkeğin kimliği hem aile de hem de kendi varoluşu ile
gerçekleşmektedir. Mitolojilerde erkek ailenin dışında varoluşunu gerçekleştirirken kadının evin içinde
varoluşunu gerçekleştirmeye çalıştığı görülür. Kadın için anne olmak bir varoluştur.

                                                               73
   69   70   71   72   73   74   75   76   77   78   79