Page 54 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 54
tarih çevresi
“..Allah bana ondan daha hayırlısını vermedi. İnsanlar bana inanmazken o inandı. Herkes bana yalancı
derken o doğru söylediğimi kabul etti. Kimse bana bir şey vermezken o beni malıyla destekledi ve Allah bana
ondan çocuk ihsan etti” (Ahmed b. Hanbel, 2001)
dediği belirtilmektedir. Hz. Peygamber’in Hz. Hatice ile eş ilişkileri karşılıklı sevgi, saygı, anlayış ve
nezakete dayalıdır. Ona bir kadın olarak yaklaşımı ise görüşlerine değer verdiği, fikir alışverişinde bulunduğu
ve yerine göre tavsiyelerine uyduğu saygın bir insanla muhataplık şeklindedir.
Asabiyet olarak ifade edilen kabile gelenekleri oldukça bağlayıcı olmasına rağmen İslam daveti kadın
erkek, hür köle herkese açık bir davet olarak yayılmıştır. Davetin erken zamanlarından itibaren hür ve köle
kadınlardan İslam’ı seçenlere rastlanmaktadır. Hz. Peygamber davetini bireylere dönük yapmış, olumlu dönütler
de bireysel olarak gerçekleşmiştir. Oysaki Mekke’de geleneklerin baskısı oldukça büyüktür. Hz. Peygamber’i
çocukluğundan itibaren kollayıp gözeten, İslam daveti sırasında da koruması altında tutan amcası Ebû Talib’in
ve eşi Fâtıma’nın Müslüman olmaması da bu baskının etkisinde kalması sebebiyledir. Fâtıma kocasının vefatının
ardından Müslüman olmuştur. Muhtemelen eş veya aile baskısı sebebiyle Müslüman olmayı geciktiren
kadınların sayısı bir hayli fazladır. Böyle bir ortamda Müslüman olan pek çok kadın bulunması ise dikkat
çekicidir. Babası, erkek kardeşi, kocası veya efendisinin iman etmemesine karşın kadınların İslam daveti ile
muhatap olmaları ve bunun sonucunda Müslüman olmaları onların birey olarak kendilerini fark etmelerine ve
kendi kararlarını vererek arkasında durma konusunda cesur davranmalarına vesile olmuştur. Çünkü İslam, teklif
itibariyle dahi insanların çevrelerinden ve geleneklerinden bağımsız bir şekilde akıllarını kullanmalarını
istemiştir. Putperest ve kabileci bir yapıya sahip olan Arap toplumunda böylesi bir aşamaya geçebilmek çok
büyük bir değişimin başlangıcıdır (Barlak, 2025).
Kur’an’da atalarının dinine uymalarının düşünmeden gerçekleşen bir eylem olduğu, konuyu bireysel
olarak değerlendirmeleri gerektiği ve körü körüne bir topluma uymanın yanlışlığı konusunda putperestler şu
şekilde uyarılmaktadır:
“Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiğinde, “Hayır, atalarımızdan gördüğümüze uyarız” dediler.
Ya atalarının aklı bir şeye ermemiş, doğru yolu bulamamışlarsa!” (Bakara 2:170).
Erken dönemde Müslüman olan kadınlar arasında Hz. Peygamber’in kendi kızları önceliklidir. Evli olan
kızı Zeynep, teyzesinin oğlu olan eşi Ebu’l-Âs’ın iman etmemesine rağmen Müslüman olmuştur. Eşiyle bu
şekilde uzun bir müddet yaşamak zorunda kalmış, Hz. Peygamber de dâhil olmak üzere Müslümanlar Medine’ye
hicret ettiğinde kendisi eşinin müsaade etmemesi sebebiyle gidememiştir. O, Bedir Savaşı’nda Müslümanlara
karşı savaşırken esir olan eşini fidye karşılığı geri almak istemiş, Hz. Peygamber onu serbest bırakırken
karşılığında kızını göndermesini şart koşmuştur. Bir müddet ayrı yaşamak zorunda kalan eşler Ebu’l-Âs’ın
Müslüman olmasının ardından tekrar bir araya gelmişlerdir. Hz. Peygamber kendileri ile Uhud’da da savaşmış
olan bu insana kızının tekrar dönmek istemesine karşı koymamıştır (Uraler, 2013).
53

