Page 53 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 53
tarih çevresi
Maddi kaygıların bu konuda etkisi olduğu anlaşılmaktadır. Kız eve yük getirirken erkek kabileye güç ve
itibar katmaktadır. Kadının erken yaşta evlendirilmesi de bu bakışın bir sonucudur. Ayette:
“..Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; biz, sizin de onların da rızkını veririz…” (En’âm 151)
buyrulurken bu durum ifade edilmektedir.
İslam’dan önce Arap kabilelerinde kadının konumu XIX. yüzyıla kadar Doğu ve Batı toplumlarında
yaşanan problemlerle benzerlik taşımaktadır. Çok kadınla evlilik, boşama hakkının erkekte oluşu, kadınlara ve
kız çocuklarına mirastan pay vermeme, erkeğin kadın üzerinde birçok yönden hak sahibi oluşu, çalışma hayatı
ve eğitim hakkı ile ilgili sorunlar bütün toplumların ortak problemidir. Araplarda da evlilik oldukça problemli
bir konuydu. Toplumda farklı evlenme adetleri olduğu gibi çok evlilik ve boşamalar da çok yaygındı. Çocuk
doğuramamak veya erken yaşlanmak kadını boşamak için yeterli sebeplerdi. Toplumda soylu ailelerin kızları
veya eşleri hariç tutulduğunda genel olarak kadınlar değer görmüyordu. Mekke’de kabileler birbirleri ile
anlaşmalı olarak kurdukları düzen içinde yaşamaktaydılar. Bir devlete sahip değillerdi. Bu sebeple sosyal hayatı
kabile gelenekleri tayin ediyordu. Bununla birlikte bireysel kararlara da yer yer rastlanıyordu. Kadınlar mirastan
pay alamamaktaydılar. Ancak kızına veya eşine mal bırakan aileler de mevcuttu. Kadınlar boşama hakkına
sahip değilken evlilik sırasında bu hakkı üzerine alan soylu kadınlar da bulunmaktaydı (Barlak, 2021).
İslam’ın gelişiyle birlikte kadınlar ile ilgili birçok düzenleme getirildi. Gerek Kur’an’da gerekse Hz.
Peygamber’in hukuki uygulamaları ve davranışlarında süreci görmek mümkündür. VII. yüzyıl gibi erken bir
dönemde Müslüman kadının bireysel ve toplumsal açıdan çok farklı bir yerde konumlandırıldığı anlaşılmaktadır.
Hz. Peygamber’in aile içindeki davranışları konunun anlaşılması açısından önemlidir. O, henüz peygamber
olmadan önce de kadınlar konusunda toplumun kanaatlerinden farklı bir tutum sergilemiştir. Kendisinin “Beni
Rabbim terbiye etti ve bunu ne güzel yaptı” (Dağlıoğlu, 2023) hadisi gençliğini de kapsayan özel bir erdemliliğe
sahip olduğunu ifade etmektedir. Muhammedü’l-Emin ismi de bunun bir göstergesidir. Hz. Peygamber’in ilk
evliliği o yirmi beş yaşlarındayken varlıklı ve dul bir tüccar olan Hz. Hatice ile gerçekleşmiştir. Hz. Hatice
yaşça Hz. Muhammed’den büyüktür ve teklif ondan gelmiştir. Hz. Peygamber sadık bir eş olarak onun vefatına
kadar 25 yıl boyunca tek eşli bir hayat yaşamıştır. Onun, eşinin görüşlerine her zaman saygı duyduğu
anlaşılmaktadır. Evlendiğinde eşinin evine taşınmıştır. Altı çocuk sahibi olmalarına karşın erkek çocukları
erkenden vefat etmiştir. Putperest Araplar kız çocuklarının yaşıyor fakat erkek çocuklarının ölmüş olması
sebebiyle özellikle davet döneminde yıpratıcı etki yapması için onunla ilgili soyu kesik anlamında “ebter”
ifadesini kullanmışlardır (Kevser 108: 1-3). Hz. Peygamber dört kız babası olmayı utanılacak bir konu olarak
görmemiş, bunu ikinci bir eşle evlenme sebebi olarak da değerlendirmemiştir. Hz. Peygamber kızlarının ilkini
eşinin isteği ile onun yeğeni ile evlendirmiştir (Ayar: 2007). İlk vahyi aldığında doğrudan Hz. Hatice’nin yanına
gitmiş, duygularını paylaşmış, Hz. Hatice de onun endişesini ikna edici bir üslupla gidererek, ona ilk inan ve
destekleyen kişi olmuştur. Hz. Peygamber ona hayattayken de o öldükten sonra da saygı duymuş, kıymet
vermiştir. Onunla ilgili olarak:
52

