Page 45 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 45
tarih çevresi
kaldırılmış olmasına rağmen 2000’li yıllarda kadınların kendi isteği ile yer yer devam ettiği bilinmektedir. Dul
olmanın kişinin önceki hayatında suçlu veya günahkâr olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilmesi kadına
iki seçenek bırakmaktadır. Kocası ölen kadın ya ömrünün geri kalanını bu günahtan arınmak için oruçla, ibadetle
ve sosyal yaşamdan soyutlanarak geçirecektir ya da kocası ile birlikte yakılarak günahından kurtulacaktır. Bu
inanış kadın üzerinde toplum baskısını da beraberinde getirmektedir (Çakar, 2015). VI. ve VII. yüzyıllarda
Rusya’nın farklı bölgelerinde kadının ölen erkeğin ardından törenle kurban edildiği bilinmektedir. Hristiyanlık
sonrasında ise kadının bireysel ve toplumsal yönü Hristiyan Avrupa’yla benzer özellikler taşır. Devlet ve kilise,
erkeği karısı ve ailesi üzerinde mutlak otorite olarak görmekte, kadını boşanma ve miras hakkından mahrum
bırakmaktadır (Dalkılıç, 2024). Japon geleneklerinde özellikle Edo döneminden itibaren (1603-1868) kadın
erkekler için yaşaması gereken, tamamen erkeğe bağımlı bir figür haline gelmiştir. Bu dönemde kızların eğitimi
konusunda yazılmış olan Onno Daigaku adlı kitapta kadının görevinin evleninceye kadar babasına, evlenince
eşine, yaşlandığında oğluna itaat etmek olduğu yazılıdır (Akbay, 2014). Günümüzde toplumsal hayata etkin
bir şekilde katılan Japon kadınlarının evlendiklerinde çocuk yetiştirme ve ev işleriyle ilgili görevleri büyük
ölçüde üstlendikleri görülmektedir.
Kur’an’ın 33. Sûresi olan Ahzâb sûresinde Allah kadın ve erkek olarak yarattığı insanı ayırım
yapmaksızın kendisine kulluğa davet etmektedir:
“Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar; mümin erkekler, mümin kadınlar; ibadet ve itaat eden erkekler, ibadet
ve itaat eden kadınlar; özü sözü doğru erkekler, özü sözü doğru kadınlar; sabreden erkekler, sabreden kadınlar; gönlünü
ibadete vermiş erkekler, gönlünü ibadete vermiş kadınlar; (Allah için) yardım yapan erkekler, yardım yapan kadınlar;
oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar; iffetlerini koruyan erkekler, iffetlerini koruyan kadınlar; Allah’ı çokça anan
erkekler, çokça anan kadınlar; işte bunlar için Allah büyük bir ödül hazırlamıştır.” (Ahzâb 33:35).
Ayette bireyin kendi tercihi ile iman etmesi ve ardından kişisel ve toplumsal yönü olan ibadet ve erdemli
davranışlarda bulunması kadın ve erkek için ayrı ayrı ve detaylandırılarak ifade edilmiş, bunları yerine getirenler
övülmüştür. İslam düşüncesinde din “akıl sahiplerini peygamberin bildirdiği gerçekleri benimsemeye çağıran
ilâhî bir kanun” olarak ifade edilir (Tümer, 1994). Din tercihi tamamen kişinin aklını kullanarak değerlendirmesi
gereken bir konudur. Ayette:
“Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a
inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir.” (Bakara 2:256)
buyrulmaktadır. Başka bir ayette ise “Senin dinin sana benim dinim bana” (Kâfirûn 109:6) ifadesi yer
alır. İnsanın bireysel yönünü en belirgin şekilde öne çıkaran bu yaklaşım İslam’ın kadın ve erkek ayrımı
yapmadığının önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. İslam’a göre kadın olsun erkek olsun insan
dinini, aklını ve vicdanını kullanarak ve hiçbir zorlama olmadan seçmek durumundadır. Bu konuda yaratıcı
kullarını tam olarak özgür bırakmıştır. Âhzab sûresinde ibadet kapsamında belirtilen davranışlar içerisinde
44

