Page 44 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 44
tarih çevresi
evlenildiği takdirse ise kontrol altında tutulmalıdır (Kurt:2022). Hristiyan ve Yahudi toplumlarda bu anlayış
kadını bireyselliği kısıtlanan, yönlendirilen, sosyal hayatın içinde etkin konumda olmasına müsaade edilmeyen
bir konuma getirmiştir (Ünal, 2010).
Âdem ile Havva konusunda Kur’an’ın ifadeleri ile Tevrat metinlerinin benzerlik taşıdığı kısımlar olmakla
birlikte tam örtüşmez. Günümüzde Kur’an’daki ilk yaratılış ile ilgili ayetlerin tefsiri konusunda farklı
yaklaşımlar mevcuttur. Ancak klasik yaklaşım üzerinden konu irdelendiğinde ilk yaratılan insanın Âdem olduğu
Kur’an’da doğrulanmaktadır. Kadının Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılması konusuna ise değinilmez.
İkisinin cennette yaşarken şeytanın aldatması ile yasağı çiğnedikleri belirtilirken günaha sürüklemesi anlamında
Havva’ya dönük hiçbir işaret yoktur. Aksine her ikisi muhatap alınarak şeytanın kendilerine düşman olduğu
konusunda uyarıldıkları halde neden dinlemedikleri sorulur. Yasağı birlikte işlerler, birlikte yeryüzüne
gönderilirler ve birlikte tevbe ederler (A’râf 7:22-27).
Kur’an’da:
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden, bu ikisinden de birçok erkekler ve
kadınlar üretip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının” (Nisâ 4:1).
buyrulur. Ayette belirtilene göre “insan” temelde tek bir nefisten yaratılmış bir varlık grubunu ifade eder.
Yeryüzünde kendisi için oluşturulan yaşam alanındaki sosyal, biyolojik ve psikolojik gereklilikler sebebiyle
iki cins olarak şekillendirilmiştir. Ne var ki tarih boyunca “eşitsizlik” ile tanımlanan kadına dair problemler de
buradan başlatılmıştır. Kur’an’ın ifadesiyle “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, kan dökmeye” pek meraklı
olan insan iki cins olmayı da bir güç mücadelesi alanına dönüştürmüştür. Batı medeniyetinde Hristiyanlığın
belirgin bir yerinin olması, Yahudilerin dünyada büyük bir ekonomik güç olmaları ve siyasi ve sosyal
platformlarda yönlendirici bir etkiye sahip olmaları sebebiyle kadın konusuna temel yaklaşımlarının önemli
olduğunu ifade etmek gerekir. Bununla birlikte Çin, Hindistan, Rusya, Japonya gibi ekonomisi güçlü devletlerin
tarihlerinde de kadının sosyal hayatının oldukça sorunlu olduğu bilinmektedir. Tarih boyunca birçok toplumda
düzen kadının erkeğe tabi olarak yaşaması üzerine kurulmuştur. Erkekler, kadınlar ve çocuklar üzerinde tam
bir tasarrufa sahip olmuşlardır. Kadınların kendilerine ait mal varlığı olamadığı gibi mirastan pay almaları söz
konusu olmamış, anlaşmazlık halinde boşanma hakkı da kendilerine verilmemiştir. Görece yakın tarih sayılan
1450-1750 yılları arasında Hristiyan Avrupa’da gerçekleşen “cadı avı” binlerce kadının açıklanamaz bir şekilde
işkence görerek ölümüne sebep olmuştur (Aksan, 2013).
Çin kadim ahlak öğretisine göre kadın doğumundan itibaren evleninceye kadar babasına, evlendikten
sonra kocasına, kocasının ölmesi halinde ise oğluna itaat etmeli yani onları takip etmelidir. “Yin Yang”
öğretisinde erkeği “Yang”, kadını ise “Yin” temsil eder. Yin karanlık, eksik ve zayıf olandır (Akman, 2018).
Hindistan toplum normları dünyada kadın haklarının göz ardı edildiği, etkileri günümüze kadar uzanan en
belirgin örneklerden biridir. Kadının ölen kocası ile birlikte yakılması olarak bilinen “Sati” geleneği 1829’da
43

