Page 25 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 25

tarih çevresi

       Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü
       Dayanır mı şîşedir bu reh-i seng-sâre düştü

       O zamân ki bezm-i cânda bölüşüldü kâle-i kâm
       Bize hisse-i mahabbet dil-i pâre pâre düştü (Şeyh Galib, Gazel, 344)

       Bu bakışla klasik Türk şiirinde kadını ve özelde de Leyla kimliğini/sembolünü ya da illüzyonunu zihinlere
doğru yerleştirmek gerekir. Çünkü sembollerin bilinçaltından yansımaları kadar bilinçdışına etkisi çok fazladır.
Bütün bunlarla beraber sembolleri okumanın İlahi olanla da doğrudan ilgisinin olduğunu bilmek her şeyi
değiştirecektir.

       “Tanrılığın doğası, Tanrı’nın semboller beşerî düzleme inmesine izin vermediğinden, bu aracılık işini
yapacak olan sembollerdir. Burada semboller ‘Tanrı’nın yerine geçen veya Tanrı’nın emirlerini ulaştıran duyusal
ve imgesel işaretlerdir. Semboller bir yandan somut olmakla insan tarafından algılanabilmekte, diğer yandan
da Tanrısal olanın yerine geçmektedirler. Böylece semboller, Tanrı’nın aşkınlığına halel getirmeden Tanrı ile
insan arasında bir köprü işlevi görürler” (Uluç, 2007).

       Klasik Türk şiirinde yüzyıllar içinde başlıca din, ahlak, tabiat, varlık, kâinat ve insan konusu ele alınırken
dünyayı güzelleştirenlerden kadına dair unsurlar öne çıkarılmıştır. Osmanlı-Türk kültüründe olduğu gibi
inançtan, mitlerden estetik tarafıyla faydalanmayan medeniyet yoktur aslında. Klasik Türk şiirinde de kadını
en çok temsil eden Leyla, tasavvufi anlamda yaratıcının tecellilerini temsil etmesi bakımından yani İlahi olanı
anlatmada yüzyıllarca kullanılmıştır. O kadar ki Leyla’nın bir kadın olarak aşk karşısındaki duruşu, hisleriyle
hep ikinci plana itilmiştir.

       “Özel anlamda klasik şair için varlıkta, ‘varlığın sesi’ni duymak ya da aramak için yazmak hem kimlikle
alakalı hem de önde gelen şairlik vazifelerindendir. Bundan dolayı klasik şairin sevgiliyi, güzeli anlatan kıymete
haiz ifadeleri her zaman estetik değerlerle şekillenmelidir. Sevgili, ‘O,’ güzeldir ve güzel olanla anlatılmalıdır.
Tekâmüle eren ruh ve gönül artık başkalarından farklı olarak tecelliyi temaşa etmeye başlar, âlemin aynasında
gördükleri farklılaşır. Kısacası şair olma yolunda çıkılan yolculukta, çile yani darlık ardından ebediyeti idrake
vesile olan nimet yani bolluk gelir. Bu durum şiirin içindeki ahenk ve estetiğin yanında biraz da bilişsel
değerlerdeki olgunluk seviyesiyle de alakalıdır” (Erbay, 2019).

       Örneğin 19. yüzyıl klasik Türk şiirinden Yenişehirli Avni, Allah’ın âlemde yarattıkları üzerinden
tecellilerine gönderme yapar. Mühim olan görmek ve idrak etmektir. Bu durum Leyla’dan dolayı olabilir.

                                                               24
   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30