Page 24 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 24

tarih çevresi

ise gerçeğin üzerinde düşünülen ve tasavvur edilen şeydir. Bir şeyi hayal etmek, varlıktan bir şeyi çıkarmaktır.
Şiir, hayalî bir söylem olarak varlıktan kimi şeyleri soyutlamaktadır. Dolayısıyla hiçbir hayal ürünü, varlığın
durumu hakkındaki bir meselede doğruluk ve yanlışlık iddiasında bulunamaz. Bununla beraber şi‘rî önermelere
hâlâ anlamlılık vasfı yüklenebilmektedir” (Taşkent, 2019).

       Bu bakışla klasik Türk şiirini anlamak ve dönem hakkında bilgi sahibi olmak için geleneksel şiir diliyle
iletilmek istenen mananın günlük hayattaki düz anlatımdan farklılığını bilmek gerekir. Buradan yola çıkarak
mecaz ve mazmunların insanların zihinsel gelişimlerine katkısının yanında toplumun zevk-i selime ulaşmada
etkisi büyük olduğunu hatırlamak da yerinde olacaktır. Dilts Korzybski’nin görüşleriyle insanoğlunun düşünsel
gelişimi için sembolik temsilleri ve haritaları bilmesi, yeniden oluşturmasının gerekliliği verilmek istenen mesajı
pekiştirecektir.

       “Örneğin dilin, yaşadığımız deneyimleri genelleme veya özetleme yolu ile karşımızdakilere kolaylıkla
aktarmaya yarayan ve bizi diğer canlılardan önemli ölçüde ayıran bir araç olduğunu söylemekle birlikte, yine
dilin taşıyıcı sembolik olma özelliği nedeniyle birçok sorunun yanlış anlaşılmanın ana sorumlusu olduğunu da
iddia etmiş ve bölge ile harita karşıtlığından kaynaklanan gereksiz çatışmaları önlemek için de insanların dilin
kullanımı konusunda eğitilmeleri gerektiği savunmuştur” (Dilts, 1999).

         O zaman bütün klasik sanatlarda olduğu gibi klasik Türk şiirini de anlamak için belli bir eğitim
seviyesini, bilgi birikimini yakalamak gerektir. Bunlarla bağlantılı olarak kültürleri doğru anlamak için
mitolojilerden başlamak üzere dinî, efsanevî, tarihî, edebî şahsiyetleri, olayları doğru idrak etmek ve aktarmak
da elzemdir, çünkü bu veriler görsel hafızayı oluşturmada etkilidir. Osmanlı kültüründe mimari başta olmak
üzere madde-hafıza birlikteliği kurulmuş ve korunmuştur. Bir toplumun kendi dilinle yazılan şiiri anlayabilmesi
için bütün teknik becerilerle beraber manayı açığı çıkaran uygulamalara da vakıf olması gerekir. Bahsedilen
mecaz ve mazmunlarla kurulan dil de soyut veya somut anlamda varlığı anlamlandırırken hafızanın
şekillenmesinde de etkilidir.

         Anlatılanlara Şeyh Galib’in bir gazeli örnek verilebilir. Şair, ‘düştü’ redifli adeta mazmun ve mecazların
resmi geçit yaptığı gazeline gönlünü bir kayığa benzeterek başlar. Bu kayık kırılıp kenara düşmüştür. Çünkü o
kayık camdan yapılmış bir şişedir ve o şişe taşlık bir yere düştüğü için kırılmıştır. Bu çıplak, dil içi çeviri gazeli
okuyana hiçbir şey ifade etmeyebilir. Oysa gazelin mecazları şerh edildiğinde insanın vahdet âleminden kesrete
gönderilişini anlatmakta olduğu görülür. İnsan dünyaya ‘düşmüştür’ ve çünkü gönlü dünyaya gelmekten son
derece mutsuzdur. Şair şiir diliyle gazelin her bir beytinde düşme eylemini Mutlak hakikat, vahdet, insan, varlık,
dünya, ukba gibi çeşitli boyutlarda değerlendirerek mecazlarla, esasında, inanan insanın dünyaya gelmekle
değişen ruh hâlini ve varlık alanını sorgulamasını ortaya koyar.

                                                               23
   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28   29