Page 19 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 19

tarih çevresi

ayrı hitap eder; zaten anlaşılması için çaba gösterilmemiş, muhatabı olmayan sanat eserinin cesetten farkı yoktur.
O zaman bir kültür ve medeniyeti bilmek sadece nostalji veya anlık hatırlamalarla sınırlı değildir ve olmamalıdır.
O halde kültür ve medeniyete ait bütün olay, durum ve oluşumları zamanın değerlerine, getirilerine göre sanat
eserinde okumak hem kültüre hem de tarihe objektif bir yaklaşımdır. Sanat eseri üzerinden bahsi geçen
okumaların duygulardan âri olduğunu iddia etmek zaten yanlış olacaktır.

       “Bunun yanında hayalin edebi eserlere yansıması, aslında insanoğlunun sıklıkla yaptığı şeylerden biridir.
Bu yönüyle sanatçılar, toplumlara ön ayak olmuşlar onların hayatlarını kolaylaştırmışlardır. Sanatın hayatla
ilişkisi bağlamında değerlendirildiğinde bu durum önemsenmesi gereken veriler sunar. Sanatçının, hayalî
olanları bir edebi metinde tecessüm ettirmesi topluma bütünüyle olumlu sonuçlar sunmasa da ufuk açıcı niteliği
yadsınmaz bir gerçektir” (Türk, 2014).

       Velhasıl hayal ya da değil, duygu ve düşüncelerin ifadesiyle inşa edici olmuş ama ortadan kaybolmuş
kültürel değerlere el yordamıyla bakmaktan kurtularak kalın iplerle bugüne teyellemenin mecburiyeti farklı
kavrayışları ortaya koymak açısından yeniden ele alınmalıdır. Çünkü yaklaşık yedi asır süren Osmanlı kültür
dünyasında temeddününe vesile olan klasik Türk şiirine zeminsiz, önyargılı, üstünkörü, modernperest tutumlar,
kapalı ufukların bir tezahürü olarak hâlâ mevcuttur. Evvela klasik Türk edebiyatının hedef kişilerinin olmadığını
ya da tek taraflı muhataplarının olduğunu söylemek dönem hakkında cahilliğin ya da art niyetli olmanın
göstergesidir. Devrin kültürünü, ilmini, irfanını arifane yaklaşımlarla anlatan metinler bu noktada yol göstericidir
ve tekrar-be-tekrar incelemeye alınmaya değerdir.

       “Şiir insanın içinden gelen engel olunmaz bir sanat olup, çoğu zaman insanın yaratılışı ve yeteneği ile
doğrudan ilişkilidir. Ancak Osmanlı şiiri aynı zamanda buna ek olarak devrin geçerli bilimlerini önemli ölçüde
kazanmış olmayı ve manevî dolgunluğa erişmeyi gerektiren bir yapı arz eder. Bu yönüyle edebî eserler o devirde
ilim ve irfanda, aşk ve şevkte taşma noktasına gelmenin kaçınılmaz bir sonucu olup bu bakımdan eski şiirler
sahibinin ilim ve irfan seviyesini gösteren önemli bir belge niteliğindedir. Konunun bu yönünü gözden kaçıran
bazı araştırmacılarca, yazılan bir gazel yahut kaside karşılığında nice şairin yüksek mevkilere getirilmesi öne
sürülüp eski edebiyatın ‘dalkavuk edebiyatı’ olarak değerlendirilmesi, bilinçsizce verilmiş bir hükümdür”
(Şentürk, 2006).

       Öyle ki klasik Türk şiiri hakkında değerlendirme ve yorumlara şair mısraları en önemli delildir. Nitekim
İzzet Ali Paşa bir gazel beytinde şiirin toplumsal işlevini, şairin meşgul olması gerekenleri poetik bir görüşe
yakın mısralarında dile getirir. Şaire göre şiirde çirkinlikler yer almamalıdır. Şiir de zaten cahil olana hitap
etmemelidir. Şairin güzeli, zarifi sevmesi ve cahilden uzak durması gerekir. Ayrıca şair cahillerin içinde zarafeti
ve ilmi ile öne çıkmalıdır. Söz kutsaldır, o zaman konu ne olursa olsun, söz güzel ile meşgul edilmelidir.

                                                               18
   14   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24