Page 23 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 23
tarih çevresi
Allah isminin mazharıdır. Bilinir ki, akıl çeşitlerinden biri de insana işaret eden akl-ı küll’dür. Bu akıl,
peygamberlerde ve onların mirasçıları velilerde var olduğu söylenirken tekâmüle ermiş olanları, insan olarak
yaratılma gayelerini idrak edenleri de işaret eder. Bu akıl, peygamberlerde ve onların mirasçıları velilerde var
olduğu söylenirken tekâmüle ermiş olanları, insan olarak yaratılma gayelerini idrak edenleri de işaret eder.
Peygamber ilk akıldır. Çünkü, tasavvufta bütün insanlık Hz. Âdem’den önce Hz. Muhammed’in nurundan
ortaya çıktığı kabul edilir” (Erbay, 2022).
Akl-ı kül kim ol bilür her cüz ü kül keyfiyyetin
Mâh dir yüzüne vü isbât ider mâhiyyetin
Şâh-ı seyyâre ki hüsniyle ?alemdür her sabâ?
Ser-nigûn kılur yüzün nûrın göricek râyetin (Hoca Dehhani, Gazel, 80)
Bu bakışla klasik Türk şiirine ait metinler laboratuvar masasına yatırıldığında şairlerin yalnızca insanın
zahirî güzelliklerini ya da günlük yeme-içmeye yönelik sarf edilmiş lafız kümeleri yazmadığı açıkça
görülecektir. İlaveten şairlerin nükte arama tutkusunun da yine lafızdan öte manaya işaret etme gayretlerinin
tezahürü olduğu tespit edilecektir. Şiirler şerh edildiğinde klasik Türk şiirinde mana, âlemdeki olağanüstülükler
gibi çerçevesi çizili hatta anlamın sınırlarının olmadığı, çoklu ve devingen yapıları da görülecektir.
Esasında klasik Türk şiiri gibi birçok klasik metinde varlık, nesne ve olayların anlatılmasında felsefe,
mantıksal yaklaşımlar, önermeler vardır. Bu da bütün kültürlerde sanat eserinin belirli, dondurulmuş veya tek
taraflı bir üretim zihniyeti üzerine konumlandırılmadığını işaret eder. Dolayısıyla her sanat eserini özgünse
mutlaka bir önermesi de vardır, sonucu ortaya çıkar. Bu durum sadece düşüncelerle sınırlı olamayan hayallerle
de genişletilebilecek ‘şey’lerdir. Zaten insanın hayalleri inançlardan, algılanan varlık ve nesneden, tasavvur ve
deneyimlerden ayrı düşünülemez. Bunlara ilaveten hayalleri olan ve hayallerini gerçekleştirme güç ve kudretine
sahip toplumlar, sanat eserleriyle varlık anlamlandırmasını farklı açılarda ve daha zengin boyutlarda yaparlar.
Öyle ki, hayal ya da soyutlama hakikat hakkında doğrudan bilgi vermese de sanat eseri yorumlandığı zaman
ima edilenlerden belli çıkarımlara veya önermelere ulaşmak mümkündür. Esas olan sanat eserine bakışı sürekli
ve teknik olarak geliştirmektir. Açıktır ki şiirde topluma, bireye ait birçok şeyde hayalin, soyutun varlığını inkâr
etmemek gereklidir. Çünkü hayatın gerçekliği, hakikati arama bulma çabasıdır. Dolayısıyla bütün soyutlamalar,
mecaz, mazmun ve metaforlar hakikatin derinleştirilerek yeniden ve yeniden inşa edecek gücü şiir dilinin özgün
kullanılmasında saklar.
“Taklit, bir sanat etkinliği olarak yalnız olana değil, olması gerekene de yönelebilir. Olması gereken şey
22

