Page 18 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 18

tarih çevresi

                   Gerçekle Muhayyel Arasında Klasik

           Türk Şiirinde Kadın Kimliğini Yeniden Okumak

                                                                                                   Prof. Dr. Nazire ERBAY*

       GİRİŞ
       Her toplum kendi kültürünü ve medeniyetini inşa eder. Birçok kültürde sanat; dinî, ahlaki, estetik
değerlerle irtibatlı olarak medeniyet inşasında önemli bir görev ifa eder. Kültür ve medeniyetleriyle dünya
literatüründe yer edinen toplumların bilhassa edebî eserleri güçlüdür. Farklı kültürlerden etkilenmelerine rağmen
zamanla coğrafyalarına mahsus üretimlere imza atan; kendi kavramlarını, terimlerini üretebilen toplumlar, arada
kalmaz, medeniyetlerini inşa edebilirler. “Kabul edilmelidir ki, dünyaya ve olaylara bakış açıları, mukayese
edilemeyecek kadar zıt iki medeniyet arasında kalan insanlar, ikircikle yüz yüze gelirler. Bunlar, düşünce ve
duyuşlarında, düalizmin kurbanı olurlar” (Erbay, 2029).
       Edebî türler arasında en kadim türlerden olan şiir de kendi çağının remizlerini, zihniyetini çok yönlü
olarak açığa çıkaran ve nesiller arası taşıyabilen sanatsal bir mirastır. Ayrıca edebî eserler, özel olarak da şiir
veya şiire yakın metinler, kadim dönemlerden beri dünyadaki bütün coğrafyalarda daha çabuk kabul görmüş,
yayılmış ve kültürlerin temeli olmuştur. Şiir aydınlatıcı, birleştirici, yönlendirici ve yardımcı rolüyle sadece
duyguları harekete geçirmemiş dinî, felsefî veya tarihî düzlemde toplumlara yön vermiştir.
       İnsanlık tarihiyle birlikte ilk şiirlerde nesneyi, hareketi, canlıyı ya da eşyayı salt duygularla aktardığı
söylenemez. Zira edebiyat etimolojik manasıyla ‘asgari bilgi’ye işaret eden bir sanat dalıdır. “Bir düşünce
biçimi olarak şiir, felsefenin kavramları kullanmasına karşılık imgeleri kullanır. Bu yüzden felsefenin sabitleyici,
belirleyici tarzına karşın şiir bizim hayalden hayale koşmamızı sağlar” (Soykan, 2015). Tekraren söylenirse bu
durum, şiirde düşüncenin olmadığını, kavramlarla yazılamayacağını ispat etmez. Şiir yazıldığı çağda veya
sonraki dönemlerde insanlara bilgiyi, hikmeti veya felsefeyi estetik unsurlarla üstü açık ya da örtülü biçimde
sunar; düşünmeye, soru sormaya çağırır. Eskiden bugüne gelen ‘insan, bilmediğine veya anlamlandıramadığını
kendine düşman bilir’ deyimi, esasında kültürlerin ürettiği ama çözümlenmeyen sanat eserleriyle ilgili daha
belirleyici görme, anlama, yorumlama açısından uygun bir tabirdir. Bu bakışla hangi döneme veya kültüre ait
olursa olsun döneminin usta sanatkârlarına ait eserler yanında üretilmiş her sanat, kendi döneminin şartlarına
uygun olarak müşahede edilerek, tahlil edilmelidir. Çünkü üretilmiş sanat eseri dönemine, muhataplarına ayrı

         * Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi nazire.erbay@atauni.edu.tr

                                                               17
   13   14   15   16   17   18   19   20   21   22   23