Page 14 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 14
tarih çevresi
ihtiyatı esas alan yaklaşımların) kadının tüm bedeninin örtülmesi gerektiği yönündeki içtihatlarına teolojik bir zemin
oluşturmuştur. Nitekim kimi fıkıh âlimlerine göre kadının eli ve yüzü hariç tüm bedeni avret yeri iken, kimileri
kadın bedeninin tümünü avret yeri, yani örtülmesi ve gösterilmemesi gerekir (Apaydın, 2001).
Özetle, ayetin sınırlayıcı bir tanım yerine ilkesel bir çerçeve çizmesi, dinin zaman ve mekân üstü
karakterini pekiştiren bir içtihadî salahiyet alanı olarak yorumlanmalıdır. Bu durum, bireyin içinde bulunduğu
sosyo-ekonomik şartlar ile dinî vecibeler arasındaki dengenin dinamik bir şekilde kurulmasına olanak tanır.
2.3. Mahremiyet, Örtünme ve Başörtüsü
İslam’ın örtünme emri mahremiyet ile doğrudan ilişkilidir. Mahremiyet Arapça kökenli bir kelimedir.
“Gizli ve yasak olan ile yabancılara kapalı alan” mahremiyet ile ifade edilir. Mahremiyet bir kişinin bağımsız
bir şekilde var oluşudur. Mahremiyet, geçmişten günümüze farklı inanç ve kültürlerde değişik içeriklere
evrilmişse de onun ana ekseni “kişinin özel alanı” olmuştur (Aras-Çalışkan, 2025). Bu alan insanın tabii hakkı
olup, oraya asla izinsiz girilemez, nazar edilemez.
İnsanın bedenini ve dahi en özel yerlerini (avret) örtmesi tamamen doğal bir eylemdir. Dinde bu tarzdaki
eylemler “fıtrî” olarak ifade edilir. İnsanın doğası gereği yaptığı şeyler fıtrattan gelen davranışlar olarak kabul
edilir ve bunlara fıtrî denilir. Örtünme işte tam da böyle bir davranıştır. O insanın iffet, edep ve hayâ gibi
duygularının eseridir. Bedenin mahremiyetini korumak insana iyi hissettirir. Bu yüzden ahlak, bunu iyi ve güzel
görür. Kimse kızının, eşinin veya annesinin mahremiyetine tecavüz edilmesine razı olmaz. Buna razı olmak,
edepsizlik ve ahlaksızlık olarak ifade edilir. Çünkü insanın doğası bunu kabul etmez, böyle bir eğilimi veya
davranışı kötü görür. İnsanın insanlığını gösterdiği ilk aşama edep ve hayâdır. Hiçbir eğitim veya maddi imkân
olmasa bile insan edep yerlerini ve mahremiyetini korumak ister. İşte bu hakikat, örtünmenin fıtrî temelini
oluşturur (Görmez, 2022).
Öte yandan modernite her şeyin şeffaf ve görülebilir olmasını dayatırken, İslam ahlakı mahremiyet
bilincini canlı tutmaya çalışır ve insana ait olanın, mahremiyetin değerini yüceltir. Değerli olan korunur; örtü,
bireyin kendi özel alanını kiminle paylaşacağına dair seçme hakkıdır. Bu bir anlamda görsel bir nesne olmaktan,
düşünen, üreten ve eyleyen bir varlığa yücelmektir. İnsanın hayvanî olandan ayırımını da burada aramalıdır.
Değil mi Kur’an, iman ve salih amelden yoksunluğu hayvanlardan da aşağı olmakla tehdit eder (Tîn, 95/5-6),
örtü de insanı insanlıktan uzaklaşmaktan muhafaza eder.
Mahremiyet sınırlarına saygı gösterildiği bir toplumda başörtüsü erkek ve kadın arasında bir denge unsuru
niteliğindedir. İslam, toplumsal alandaki ilişkilerin şehvet veya fiziksel çekim üzerinden değil, insani erdemler
üzerinden yürümesini arzular. Tesettür, kamusal alanı mahremiyet sınırlarıyla haritalandırarak kadın ve erkeğin
birer “insan” olarak iş birliği yapabileceği saygın bir zemin oluşturur. Orada gözler karşılıklı olarak
sınırlanmıştır. Erkek ve kadın cinsiyetiyle değil, insaniyetiyle vardır. Böyle bir vasatta günah, aldatma ve zina
gibi ahlak dışı eylemlere kapılar kapanmıştır.
13

