Page 13 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 13

tarih çevresi

       İnanan kadınlara söyle, onlar da gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler; iffetlerini korusunlar;
[örfen] görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında, cazibe ve güzelliklerini açığa vurmasınlar. Ve bunun
için, başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Cazibe ve güzelliklerini kocalarından, babalarından,
kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından, kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin ya da kız
kardeşlerinin oğullarından, kendi evlerindeki kadınlardan yahut yasal olarak sahip oldukları kimselerden yahut
kendilerine bağlı olup cinsel isteklerden yoksun bulunan erkeklerden, ya da kadınların mahrem yerlerinin henüz
farkında olmayan çocuklardan başka kimsenin önünde açığa vurmasınlar. Ve [yürürken] cazibe ve güzelliklerini
belli edecek şekilde ayaklarını yere vurmasınlar. Siz, ey müminler, hepiniz topluca, günahkârca davranışlardan
dönüp Allah’a yönelin ki kurtuluşa, esenliğe erişesiniz! (Nûr, 24/31)

       Kanaatimizce burada kadının ontolojik ve estetik varlığına yönelik bir atıf olarak vardır. Bu bağlamda,
metinden hareketle şu iki temel akademik çıkarım yapılabilir:

       a. Esneklik İlkesi ve Dinî Evrensellik: Ayette geçen “kendiliğinden görünen kısımlar müstesna” ifadesi,
klasik fıkıh literatüründe ağırlıklı olarak el, yüz ve ayaklar şeklinde tefsir edilmiştir. Bu konuda sahabeye
dayandırılan yorumlar genellikle kadına yönelecek şehvetin engellenmesi amacına yöneliktir. Örneğin İbn
Abbâs açıkta kalanları “sürme ve yüzük” olarak yorumlarken, Hz. Aişe “bilezik ve yüzük” demiştir. Yüzük
“fetha” kelimesiyle zikredilmiştir ki o da ayak parmağına takılan yakıdır. Bu durumda bilezik ele, yüzük ayağa
karşılık gelir. Yüz de şehvet söz konusu olmadığı müddetçe açıkta kalabilir. Çünkü insanın kimliği yüzündedir.
İnsanı yüzünden tanırız. Nitekim Hz. Peygamber, kendisine evlenmek için gelen Muğire’ye, evleneceği kadını
görmesini tavsiye etmiştir. Böylece ilgili ayette geçen kadınların açıkta kalması kaçılması kaçınılmaz uzuvları
el, yüz ve ayaklarıdır (Matüridi, 2007)

       Ancak ayetin kesin sınırlar çizmemiş olmasını “ilahî bir rahmet ve esneklik alanı” olarak anlayabiliriz.
Bu, örfün belirleyici oluşuna referans niteliğindedir. Zira bedensel kesin bir belirleme yapılmaması, İslam’ın
evrensellik iddiasıyla uyumlu bir “koşullara uyum” imkânı sunar. Buna ek olarak tesettürün şekli ve sınırlarında
değişken parametreler olabileceğine işaret vardır. Coğrafi iklim, sosyo-kültürel normlar (örf) ve çalışma
hayatının gereklilikleri gibi değişkenlerin, örtünmenin kapsamını belirlemede rasyonel birer kriter olarak kabul
edilebileceği düşüncesindeyiz.

       b. Estetik Değer ve Ontolojik Farklılık: Metnin ikinci odak noktası, ayette kadının fiziksel varlığının bir
bütün olarak “ziynet” (estetik değer/çekicilik) kavramıyla ilişkilendirilmiş olmasıdır. Burada kadın bedeninin ziynet
olarak ifadesi, cinsiyet odaklı bir yaklaşımdır. Ayette vurgulanan “ziynet yerlerinin kendiliğinden görünen kısımlar
müstesna örtülmesi” ifadesi, insan doğasındaki estetik arzuyu yok saymaz; aksine onu koruma altına alır. Buradaki
ahlaki değer, insanın bir “nesne” veya sadece “görsel bir meta” olarak algılanmasının önüne geçmektir. Ayrıca bu
tür bir vurgunun erkek bedeni için zikredilmemiş olması, kadının sadece insani kimliğiyle değil, aynı zamanda
yüksek estetik değeriyle (fiziksel cazibe) toplumsal alanda konumlandırıldığını gösterir. Bu durum fıkhî yorumlara
da yansımıştır. Kadının bütünüyle “estetik bir değer” olarak tanımlanması, bazı fıkhi mezheplerin (özellikle aşırı

                                                               12
   8   9   10   11   12   13   14   15   16   17   18