Page 8 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 8
tarih çevresi
lisâm gibi yüz perdeleriyle örtmeleriydi. Hürriyeti olmayan cariyeye ise bu yasaklanmıştı. Hatta ziynet olarak
kullanıldığı içindir ki matem günlerinde yüz örtülmezdi. Dolayısıyla bedevi Araplarda yüz avret yeri olduğundan
değil, şeref ve asalet alameti olduğundan örtülürdü. İslam’da ihramlı kadının yüzünün açık olması, Arapların
söz konusu kültürel algısına ithafen, ihram sırasında herkesin eşitlenmesi ve insanlar arasında hür veya köle
ayırımının Allah katında söz konusu olmamasına işaret niteliğinde okunabilir.
Arap toplumunda İslam öncesi ve sonrası örtünme geleneği ile Kur’an’ın örtünme emri arasında farklar
olduğunu görmekteyiz. Bu, örtünmenin toplumsal aktüelleşmesini ahlaki değil, hukuki dinamiklerin
belirlediğini gösterebilir. Zira Kur’an’da örtünme emri kadına yöneldiğinde hür ve cariye ayrımı yapılmaz. Söz
konusu ayetlerde emir hür veya cariye ayrımı olmaksızın tüm “kadınlar” içindir (Nûr, 24/31; Ahzâb, 33/59).
Ancak ilk dönemde İslam toplumları cariyelerin tesettürü ile ilgili özel ayetlerin bulunmamasından dolayı bu
konudaki uygulamaları örfe dayalı içtihatlarla bina etmişlerdir. Dolayısıyla söz konusu uygulamalar İslam’a
değil, toplumsal kültüre dayanmaktadır. İlgili ayetlerin dış anlamı erken dönem toplumsal uygulamalarla
kıyaslandığında İslam’ın ahlaki gerekçelerle emrettiği örtünme ahlakına uygundur. Bu nedenle hür ve cariye
kadınların ayırımı olmaksızın İslam’ın örtünme emrinin kapsamı ilk dönem fıkhî uygulamalardan değil, nasların
açık ve zahir anlamına göre belirlenmelidir (Gordon, 2017; Yılmaz, 2021).
İslam’ın örtünme emri ise açık bir şekilde Kur’an’a ve Hz. Peygamberin uygulamalarına dayanır. Kur’an
şöyle der:
Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar. Bu,
onlar için daha temiz ve daha nezih bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların bütün yaptıklarını en iyi bilmektedir.
Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar.
Mecbûren görünen kısımları müstesnâ, güzelliklerini ve süslerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının
üzerine kadar örtsünler… (Nûr, 24/30-31).
Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle evlerinden dışarı çıktıkları
zaman dış örtülerini üzerlerine alsınlar. Bu, onların iffetli kadınlar olarak tanınmaları ve kötü insanlar
tarafından sözlü veya fiilî tâcize uğrayıp incitilmemeleri açısından en uygun yoldur. (Ahzâb, 33/59)
İslam toplumlarında –sınırlarında ihtilaf olsa da- örtünmenin dinî bir gereklilik olduğuna dair ortak bir
kabul vardır. Şüphesiz teorik olanla pratik olanın her zaman uyumlu olmaması gibi örtünme de muhtelif etnik
ve coğrafi şartlarda farklılaşmıştır. Bu insanın doğası gereğidir. Her toplum kendi giyim-kuşam biçimiyle varlık
gösterir. Giyimin kültürel yönü ile dinî gerekliliklerini ayırt etmelidir. Örneğin cübbe ve sarık genel olarak
Müslümanlar arasında din adamlarına özgü kabul edilmişken, bunların şekli ve renginde çeşitlilikler
olagelmiştir. Ancak burada en büyük problemi kadının yaşadığı söylenebilir. O modern toplumun bir parçası
olarak bir yandan popüler kültürün ve modanın dinamizmiyle diğer yandan ataerkil söylemin kıskacında,
tesettüre uygun giyim arayışındadır. Tesettüre moda, imaj ve marka gibi etmenlerin girmesiyle muhafazakâr
7

