Page 5 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 5
tarih çevresi
Öte yandan çağdaş dünyada popüler kültür, bireyi görünmez normlar ve dayatılmış yaşam tarzları
aracılığıyla belirli kalıplara hapsetmektedir. Modern söylemde özgürlük, çoğu zaman bu kalıpları aşma iddiası
üzerinden tanımlansa da, pratikte “özgürleşme” geleneksel ve dinî değerlerden uzaklaşmakla özdeş hâle
gelmiştir (Nasr, 2012). Bu durum, özgürlüğün ahlaki ve ontolojik bir imkân olmaktan çıkarılarak kültürel bir
yönlendirme aracına dönüştürüldüğünü göstermektedir. Özellikle dinî sembollerin kamusal alandaki
görünürlüğü söz konusu olduğunda, modern özgürlük anlayışının sınırları belirginleşmekte; bireyin inanç temelli
tercihleri çoğu zaman sorunlu ve dışlanması gereken bir alan olarak kodlanmaktadır. Mehmet Görmez,
modernleşme ve küreselleşme karşısından Müslümanların örtünme pratiği arasındaki problematik ilişkiyi şöyle
ifade etmiştir:
Bugün modernleşmenin, küreselleşmenin, dijitalleşmenin bütün bu meydan okumalarına karşı çıkan,
insanı örtünmeye davet ederek bu teşhir girdabından kurtarmaya çalışan, insana iffeti, hayâyı, izzeti salık veren
bir tek yüce İslam dininin şaşmaz ilke ve prensipleri kalmıştır. Ancak ne yazık ki modernleşme, küreselleşme
ve dijitalleşmenin baskıları bir tarafa, İslam’da kadın ve örtünme meselesinin yanlış temeller üzerine bina
edilmesi, Müslümanların örtünmenin hikmet ve felsefesini iyi izah edememeleri ve bu konuda tutarsız
davranışları, Müslüman âlimlerin örtünmeyi yanlış ve eksik temellendirmesi, örtünmenin yalnızca kadına has
bir emir gibi sunulması, erkeklerin örtünme konusundaki dine baskın çıkan töresel bakışları, zaman zaman
örtünmenin kadının hayata katılması olarak değil de hayattan tecrit edilmesi olarak yorumlanması ve
uygulanması, kadın için örtünmenin mütemmim bir cüzü olarak kabul edilen başörtüsünün, İslamafobik bir
nefrete muhatap edilmesi terk edilmesi, bu terkin özgürlük kurgusu üzerinden sunulması, örtülü kadınların
temsil yükü, İslam dünyasında da aynı sorunların daha çelişkili olarak yaygınlaşmasına neden olmuştur
(Görmez, 2022).
Bu bağlamda üzerinde durulması gereken temel meselelerden biri, “başörtüsü yasakları ile ahlaki çözülme
arasında bir ilişki kurulup kurulamayacağı” sorusudur. Yakın tarihimizde ve farklı coğrafyalarda başörtüsünün
dönemsel olarak yasaklanmış olması, meselenin yalnızca hukuki ya da siyasal bir düzenleme olarak ele
alınamayacağını göstermektedir. Zira başörtüsü, inanan birey için basit bir kültürel pratik değil; Allah’a duyulan
iman, kutsala gösterilen saygı ve dinî kimliğin görünür bir tezahürüdür. Bu nedenle devlet otoritesinin, bireyin
inanç alanına müdahale ederek onu kendi vicdanıyla çatışmaya zorlaması, sadece bireysel hak ve özgürlükler
açısından değil, toplumsal ahlak açısından da derin sonuçlar doğurur.
İnancının gereğini yerine getirmekten alıkonulan birey, zamanla iç dünyası ile dış gerçeklik arasında bir
yarılma yaşamaya başlar. İnanç ile davranış arasındaki bu zorunlu kopuş, vicdan azabı, ruhsal yorgunluk ve
kimlik parçalanması gibi travmatik sonuçlar doğurabilir. Daha da önemlisi, bu tür bir baskı süreklilik
kazandığında, bireyin vicdanî hassasiyetini köreltmesi ve kutsal olana karşı duyarsızlaşması gibi tehlikeli bir
süreci tetikleyebilir. Musa Carullah’ın işaret ettiği üzere, vicdan azabının bastırılması zamanla mukaddesata
ilgisizlik ve inanç zaafiyeti ile neticelenebilir (Carullah, 2014).
4

