Page 20 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 20

tarih çevresi

       Sen sen ol her gördüğün nâdâna dil verme sakın

       Çünkü şâ’irsin güzel de nüktedân lâzım sana

       (Sen sen ol her gördüğün cahile gönül verme sakın, çünkü sen şairsin, sana güzelin de zarifi lazım.)

       Şiirin güzel ile meşgul olması hususunu klasik Türk şairlerinin şekil ve muhtevaya dayalı bütün unsurları
kullanarak gerçekleştirdikleri tespit edilir. Bu sayede şairler, yeniyi icat etme gayretlerini ortaya koyarlar. Zaten
sanatkârın farklılığı da bu yeni manalar icat etme gücüyle ölçülür. Mana da şiirde kolay ortaya çıkmaz; tıpkı
bir resim gibi renklerin uyumunda ya da zıtlıklarda bile bilinçli bir denge olmalıdır.

       “Bilindiği üzere bir söz inşa etmek; resmetmeye veya altın veya gümüşü işlemeye benzer; anlam ise
resmedilen nesne veya -yüzük, bilezik vb. yapmak için- kalıba dökülerek işlenen altın ve gümüş gibidir”
(Güman, 2008).

       Klasik Türk şiiri evvela geleneğe dayalı olmasını hesap ederek bütün klasik sanatlarda olduğu gibi, bir
üst anlatıma sahip olduğunu bilerek dönemi incelemek gerekir. Çünkü orijinal ifadeye imza atma çabasında
olan bütün şairler kendi içlerinde bile duyguya, düşünceye hamallık yapıp gelişigüzel, iğreti ya da ödünç alınmış
vezinli kafiyeli söz söyleyenleri eleştirmişlerdir. “Bunlar [eleştirilenler] buldukları her sözü, her manayı vezinli
ve kafiyeli olarak ifade ederler; bu suretle kendilerini şair zannedip gerçek şairler arasında sayarlar. Şiirden
anlayanlar böylelerine pek değer vermezler. Şiir yazma yeteneği insanların çoğuna verilmiştir, fakat yeni bir
anlam vücuda getirmek ve söze can vermek herkeste bulunan bir özellik değildir. Nitekim madenlerin her
türlüsü toprakta bulunur, ama her toprakta altın, gümüş, her ülkede inci ve kıymetli taş bulunmaz; her geyiğin
göbeğinden misk elde edilmez” (Çavuşoğlu, 1986).

       Bunların yanında şairler, eserlerinde anlatacakları her şeyi şekil ve muhteva olarak teknik birçok
uygulamayı göz önünde tutarak kurgularlar. O dönemin geleneğine mensubiyet, maharetli şairliğin ölçütlerinden
olarak düşünülebilir. Esasında başlangıçta aynı geleneğe üyelik ve dahi kriter eşitliğine sahip olmak herkesi
aynı başarıya götüreceği izlenimi verse de lafızdan manaya doğru sözü kullanma güç ve becerileri, şairlerin
ortaya koydukları bilinirlik, tanınırlık oranlarını dahası, klasikleşmesini etkilemiş ve artırmıştır.

       “Kriter eşitliği olarak da ifade edilen görmek, işitmek, hissetmek gibi duyusal kanıt tipleri, herhangi bir
durum, fikir veya ürünün, ilginç, arzulanır veya başarılı olup olmadığının tespitindeki en temel faktördür.
İnsanlar, genellikle, kriterlerini karşılamaktaki başarılarını değerlendirmek için kullandıkları ayrıntılar,
perspektifler ve duyu kanalları itibarıyla birbirinden farklı özellikler gösterirler” (Dilts, 1999).

       Bu noktada dünya genelinde kültürlerin birbirini etkilemesinin kaçınılmaz olduğu bilinir; çünkü aynı
gelenek içinde yer alanların da yanındakinden etkilenmesi gayet tabiidir. Şiir yazımında öne çıkan bu tesirlerden
biri ve en önemlisi ise şairlerin ideale ulaşma çabalarıdır. Genel anlamda klasik Türk şairleri şahsi duygularını

                                                               19
   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25