Page 29 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 29
tarih çevresi
kaleminden çıkan, öznesi kadın olan, hayat içerisinde kadına dair problemlerin ele alındığı eserlerin sayısı hem
dünya hem de Türk edebiyatında, zaman ilerledikçe daha fazla görülmüştür” (Hisarcıklılar, 2022).
Bu açıklamalarla klasik Türk şiirinde de kadın konusu değerlendirilirken kadın şairleri gündeme
getirmemek yanlış olur. Klasik Türk edebiyatında kadın şairlerin eserlerinde kadın kimliğine ait yükü
hafifletecek veya kadın kimliğini tam olarak temsil edilerek geleneğin dışında eser verme şansına sahip
olduklarını söylemek yanlış olur. Çünkü klasik Türk edebiyatında, erkek şairler toplum tarafından daha çok
kabul görmüştür. Bunun için kadın şairlerin edebiyat mahfillerindeki varlığı kendilerine biçilen rollerin dışına
neredeyse çıkamamıştır. Buna rağmen kadın şairlerin yedi yüzyıl boyunca kültürel ve toplumsal engelleri
aştıkları da görülmektedir. Klasik Türk şiirindeki kadın şairler, kabul gören erkek sayısından az ama verimli
üretimlerle kendilerini var ederken toplum tarafından da kabul görmüşlerdir.
“Klasik Türk şiirinde kadın ve erkek ayırımı yapılmadan insan, sadece insan olarak kabul edilmiştir. Şiir
bütün unsurlarıyla insanın ve toplumun hizmetindedir. Bunun için kadın-erkek şair fark etmeden hikmetli
söyleyişleri şiirde var etme bir sanatsal faaliyet hatta bilimsel (poetik) bir etkinlikten öte kabul edilmelidir.
Fakat klasik Türk şiirine şiir-toplum, inanç-toplum-kadın arasındaki bağa uygun bir değerlendirme yapıldığında
kadın, evvela ‘yaratılanı sevme’ düsturuyla hiçbir eserde yok sayılmamıştır, ama kadın şairlerin adeta geleneğin
sınırları içinde şairliklerinin yönetilip değerlendirildiği görülmektedir” (Erbay-Güvenek, 2025).
Açıkçası kadın şairlerin varlığı, kimliği ile ilgili Osmanlı şiir kültüründe bir itiraz olmamasına rağmen
kadının şiirde yer alışı değil de, kadın şairlere bilhassa tezkire yazanların bakış açısıyla cinsiyetçi yaklaşımları
daha çok gündeme taşımıştır.
“Kadın şairler şairlikleri bakımından çok az örnekte erkeklerle kıyaslanır ve üstün bulunur. Burada dikkat
çekense tezkirecilerin bu karşılaştırmayı yaparken erkek şair ismini -nazire olduğu belirtilen biri hariç-
belirtmemeleri, konuyu genel ifadelerle geçiştirmeleridir. Toplumsal kabullerle şekillenen cinsiyet ayrımcılığının
burada da kendini gösterdiğini ve kadın şairlerin ancak adları verilerek hemcinsleriyle kıyaslanabileceği
vurgusunun öne çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır” (Kutlar Oğuz, 2024).
Bu bilgilerden uzaklaşmadan klasik Türk edebiyatında kadına eril bakışla şekillenen beyitlerin daha
çok sanatlı söyleyişlere dayandığı ve olumlu bir imaj ortaya koyduklarını değerlendirmek gerekir. Geleneğin
takipçisi klasik Türk şairleri kadınla ilgili anlatacaklarını bilhassa teşbih aracılığıyla ‘model’lemeyi varlığın,
nesnenin mahiyetinin ortaya koymak için tercih etmişlerdir. Belirtildiği gibi kadın şairler nicelik bakımından
azlığına rağmen Mihri Hatun gibi sayılır şairin, erkek şairlere benzer dille yazmalarının yanında, kadına dair
hususları, ‘kadınca’ eserlerine yansıttıkları da görülebilmektedir.
28

