Page 59 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 59

tarih çevresi

4. BURSA’DA KADIN EMEĞİNİN FABRİKA SİSTEMİNE ENTEGRASYONU
    Bursa ipek fabrikalarında çalışanların yapısı, Osmanlı’nın çok kültürlü kozmopolit toplumunu

yansıtırken kendi içinde de belirgin bir hiyerarşi barındırıyordu. Fabrikaların kurulduğu ilk
dönemlerde kadın işçilerin büyük çoğunluğunu Rum ve Ermeni cemaatlerine mensup genç, bekâr
kızlar oluşturmaktaydı. Gayrimüslim kadınların iş gücündeki bu ağırlığı iki temel nedene
dayanıyordu: İlki, bu toplulukların Avrupalı sermayedarlarla köklü ticari bağlarının bulunmasıydı.
İkincisi ise Müslüman kadınların, yabancı erkeklerin de bulunduğu kapalı fabrika ortamlarında
çalışmasına yönelik toplumsal baskıların çok daha katı olmasıydı (Quataert, 1999: 123-125).

    Fransız konsolosluk raporları ve Osmanlı denetim belgelerine göre, 1860'larda Bursa
fabrikalarında çalışan yaklaşık 5.000-6.000 işçinin yüzde 60 ile 70'ini kadınlar oluşturuyordu. Bu
yüksek oranın arkasında bilinçli bir ekonomik kurgu vardı: Koza sarma ve iplik eğirme gibi hassas
işlerin "doğal olarak kadın işi" olduğu iddiası, kadın emeğinin erkeklere kıyasla daha ucuza
çalıştırılmasını haklı göstermek için kullanılıyordu (Quataert, 1999:120-125). Fabrika iş gücünün
çoğunluğunu başlangıçta gayrimüslim kadınlar oluştursa da bu yapı zamanla ve zorunlu şartlar
altında değişime uğradı. Müslüman kadınlar, özellikle 1860'lardan sonra taşrada yaşanan kıtlık ve
büyük göç dalgalarının yarattığı ekonomik çaresizliğin etkisiyle fabrikalarda çalışmaya başladılar.
Ancak bu kesimin fabrikalara girişi, hem geleneksel çevrelerde toplumsal huzursuzluklara yol açtı
hem de dönemin Osmanlı basınında uzun süre devam edecek sert tartışmaları alevlendirdi.

    Müslüman kadınların fabrikalarda çalışmaya başlaması, Osmanlı kamuoyunda derin izler
bırakan toplumsal bir tartışmayı beraberinde getirdi. Dinî otoriteler ve muhafazakâr çevreler, kadın
ve erkeğin bir arada çalıştığı bu ortamlarda tesettür kurallarının ihlal edildiğini savunuyordu. Buna
karşılık yenilikçi yazarlar ise fabrika çalışmasını, kadının aile ekonomisine katkı sağlaması ve
ülkenin kalkınmasına katılması açısından olumlu bir gelişme olarak görüyordu. Bu iki kutuplu
tartışma, kadın bedeninin ve özgürlüğünün dönemin simgesel bir rekabet alanı haline geldiğini
açıkça ortaya koymaktadır.

    Yerel Osmanlı yöneticileri ise zaman zaman fabrika sahiplerine müdahale ederek bazı kurallar
getirmeye çalıştı. Müslüman kadın işçiler için fabrikalarda ayrı giriş kapıları, bağımsız çalışma
bölümleri veya özel mesai saatleri düzenlenmesini talep ettiler. Bu tür önlemlerin bazı yerlerde
uygulandığı bilinse de bu durum her fabrikada aynı şekilde yürümedi. Uygulamalar; fabrikaların
bulunduğu şehre, bölgeye ve oradaki idarecilerin kişisel tutumlarına göre büyük değişiklikler
gösteriyordu. Döneme ait pek çok kaynak, Müslüman kadınların fabrikaya gelip giderken pelerin
veya ferace ile örtündüklerini, ancak fabrika içindeki yoğun çalışma temposunda bu örtünme
düzenini tam anlamıyla korumanın fiilen imkânsız olduğunu aktarmaktadır (Karakışla,
2014:108-112). Mükâtebe (anlaşmalı azatlık) sistemi, köle kadınların hukuki durumunu üretim
süreciyle doğrudan birleştiren önemli bir yöntemdir. Bu sözleşme türü, kölenin belirli bir süre
çalışması ve belli bir miktar üretim yapması karşılığında özgürlüğünü kazanmasını sağlıyordu.
Dokumacılık sektöründe, asıl işi kumaş üretimi olmasa bile ihtiyaç duyduğunda köleleriyle
mükâtebe sözleşmesi yaparak kumaş dokutan kadın mülk sahipleri vardı. Kadınlar bu sayede hem
üretimlerini esnek bir modele oturtmuş hem de kölelerinin bağlılığını güvence altına almışlardır.

                                                                   57
   54   55   56   57   58   59   60   61   62   63   64