Page 56 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 56

tarih çevresi

gelişiminde belirleyici olmuştur. Bu doğrultuda ev içi üretim, yalnızca hane halkının yeniden
üretimiyle sınırlı kalmamış; pazar ekonomisine eklemlenebilecek bir arz fazlasının da üretildiği
temel bir emek alanına dönüşmüştür. Benzer bir dinamik kentsel alanda da gözlemlenmektedir;
nitekim şehirli kadınların faaliyetleri evsel alanla sınırlı kalmamış, ev içi üretime dayalı bir ticari ağ
oluşturmuştur. Osmanlı kent kadını; ebelik, pazar esnaflığı, dükkân ve çamaşırhane işletmeciliği
gibi sosyo-ekonomik rollerin yanı sıra köle ticareti, vakıf mütevelliliği ve gayrimenkul
spekülasyonu gibi finansal alanlarda da aktif olarak yer almıştır. Dönemin tereke kayıtları, şehirli
kadınların yaklaşık üçte birinin mülk sahibi olduğunu ve kayda değer bir kısmının atölye
işletmeciliği sıfatıyla üretim süreçlerini organize ettiğini ortaya koymaktadır (Canbakal, 2006:
45-48). Nitekim bu durumun en somut yansımalarından biri Bursa ipek sektöründe görülmektedir.
Kadınların ipek sektöründe yer almalarının ilk aşaması üretimde yer almaktır. Üretimin ilk aşaması
olan ipek böcekçiliği yetiştiriciliği ağırlıklı olarak kırsal hanelerde ve kadınların sorumluluğunda
yürütülmüştür. Dut yapraklarının toplanması, kozaların ısı ve nem dengelerinin korunması,
lavraların beslenmesi gibi işlerin çoğu hanedeki kadın ve kız çocuklarının omuzlarına yüklenmiştir.
Kozaların çözülmesi ve ham ipeğin elde edilmesi ipek fabrikalarından önce atölyelerde kadınların
toplu halde çalışmalarıyla elde edilmekteydi. 19. yüzyılda modern fabrika sistemine geçişle birlikte
bu durum daha da belirginleşmiş; Bursa'daki ipekli fabrikaların işgücünün büyük çoğunluğunu
kadınlar ve genç kızlar oluşturmuştur.

    Ancak yüzyıllar boyunca ev ve küçük atölyeler ekseninde şekillenen bu yerel üretim modeli,
sanayi devriminin etkileriyle yapısal bir dönüşüme uğramıştır. Nitekim 19. yüzyılda modern fabrika
sistemine geçişle birlikte bu durum daha da belirginleşmiş; Bursa'daki ipekli fabrikaların işgücünün
büyük çoğunluğunu kadınlar ve genç kızlar oluşturmuştur.

    Üretim tezgâhlarının üçte birinden fazlasının kadınlara ait olması, ev ya da küçük atölye
ölçeğinde örgütlenen ipekli dokuma faaliyetlerinde kadınların mülkiyet ve girişimci konumunu
açıkça işaret eder. Ortaya çıkan bu tablo, kadınların loncalara üye olmasalar dahi özellikle tekstil
alanında ürettikleri ürünleri çarşı ve pazarlarda satarak hane sınırını aşan birer ekonomik aktör
haline geldiklerini göstermektedir. Özellikle Bursa örneğinde somutlaşan ipek sektöründeki bu ev
içi üretim ile atölye çalışmaları arasındaki geçiş, işgücü yapısını da şekillendirmiştir. Öyle ki, ipek
ipliği eğirmede ve ipekli dokumada işgücünü ağırlıklı olarak Müslüman ve köle kadınların
oluşturduğu belirtilmekte; bu durum da hane ve küçük atölyelerin aynı zamanda kadın emeğinin
yoğunlaştığı temel mekânlar olduğunu kanıtlamaktadır.

    Bu kurumsal yapı, hane içi zanaat becerilerinin atölye ölçeğinde uzmanlaşmış bir imalat
modeline evrilebildiğini açıkça göstermektedir. Atölye organizasyonunda köleleştirilmiş kadın
emeği stratejik bir öneme sahiptir. Cariyelik kurumu, yalnızca alınıp satılabilen ya da miras yoluyla
devredilen birer "yatırım aracı" olmanın ötesinde; dokuma tezgâhlarında istihdam edilen nitelikli
birer iş gücü unsurudur (Özdeğer, 1986: 122-124). Bazı kadın köle sahiplerinin işi dokumacılık olup
devamlı bu işi yaptıkları bazılarının ise asıl mesleği farklı olmakla birlikte köleleriyle sözleşme
yaparak kumaş dokuttukları belirtilmektedir. Sözleşme, kölelerin belirli bir süre ve üretim
yükümlülüğü karşılığında azatlık kazanabildikleri bir sözleşme olup, atölye düzeyinde esnek bir

                                                                   54
   51   52   53   54   55   56   57   58   59   60   61