Page 57 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 57
tarih çevresi
emek düzeni yaratmıştır. Bu düzen içinde, erkeklerin yanı sıra bedenen çalışan kadın dokumacıların
da varlığı tespit edilmektedir. Burada ev içi üretim deneyiminin, köle statüsündeki ya da özgür
kadınların atölye işçiliğine geçişini kolaylaştıran bir beceri havuzu oluşturduğu söylenebilir. Kentli
kadınların mülkiyet hakları ve kredi ilişkileri de ev içi üretim ile atölye etkinliklerini finanse eden
bir arka plan sunar. Kadınların gayrimenkullerine karşılık istiglâl yöntemiyle kredi alabilmeleri ya
da mudârabe yoluyla sermayelerini tüccar ortaklara verip kâr payı almaları, ev merkezli üretimin
ötesine geçen bir sermaye birikimi imkânı yaratmıştır. Kendi ürettiklerini pazarda bizzat satarak
ihtiyaçlarını karşılayan kadınlar, bu sayede şehir ekonomisinde erkekler kadar görünür hâle gelmiş,
özellikle tekstil ürünlerinin hane ve atölye ölçeğinde üretiminden doğan değer zincirine aktif
biçimde eklemlenmişlerdir (Çizakça, 2002:94-98). Bursa ipek sektörünün büyümesinde, ev içi
üretim ile atölye faaliyetleri kilit bir rol oynamıştır. Çünkü kadınlar bu alanlarda hem iş gücü hem de
sermaye sahibi olarak aktif şekilde yer almıştır. Mahkeme (şer'iyye) kayıtlarındaki sayısal veriler de
kadınların tezgâh sahipliğinin ve ustalık unvanlarının tek tük istisnalardan ibaret olmadığını; aksine
kurumsallaşmış, yaygın bir uygulama olduğunu göstermektedir. Bu durum, Bursa'daki kadın
girişimciliğinin ve atölye örgütlenmesinin ne kadar somut ve güçlü boyutlara ulaştığını açıkça
ortaya koymaktadır (Çizakça, 2002:94-96). Ayrıca kayıtlar, istiglâl ve mükâtebe gibi
düzenlemelerin hane içi birikimin atölye sermayesine dönüşmesinde işlevsel olduğunu ve kadınların
üretimden kazanca, oradan da sermaye ilişkilerine geçişini mümkün kılmış olabileceğini
düşündürmektedir.
Bu gelişme, daha önce ipek ipliği eğirme ve dokuma alanında Müslüman ve köle kadınların
yoğun biçimde istihdam edildiği atölye temelli üretim yapısının devamı niteliğinde olmakla birlikte,
emek ilişkilerinin niteliğinde önemli bir kırılmaya işaret eder. Buharlı filatür (ipek ipliği çekme)
tesislerinin devreye girmesiyle birlikte, Bursa'daki iplik üretim faaliyetleri geleneksel hane ve atölye
ölçeğinden modern fabrika mekânına taşınmış; bu yeni sınai örgütlenme kadın emeğinin konumunu
da radikal bir biçimde dönüştürmüştür. Nitekim 19. yüzyılın son çeyreğinde kurulan ipek filatür
fabrikaları, maliyeti düşük kadın iş gücünden yoğun biçimde yararlanarak İngiltere, Belçika, İtalya
ve Hindistan'daki küresel ipek üreticileriyle rekabet edebilecek bir üretim kapasitesine ulaşmıştır.
Böylelikle kadınlar, makineli ve büyük ölçekli endüstriyel üretimin en dinamik yapı taşlarından biri
hâline gelmiştir. Özellikle Bursa'daki ipek fabrikalarının kapılarını kadın işçilere açmasının
ardından, bu tesislerde istihdam edilen kadın sayısında kayda değer bir artış yaşanmıştır. Bu
niceliksel sıçrama, kadın emeğinin artık yalnızca geleneksel ev ve atölye sınırları içinde kalmayıp
modern fabrika disiplini ve sanayi rejimi içinde de kitlesel bir fail olarak yer aldığını açıkça ortaya
koymaktadır (Quataert, 1999: 154-158).Klasik dönem Osmanlı ekonomisinde, Hacı Bedrettin İhsan
gibi atölye sahiplerinin yedi tezgâh için sekiz kadın köle, Hacı Sinan’ın ise altı tezgâhında üç kadın
köle çalıştırması, kadın emeğinin dokuma ve iplik sektöründeki merkezi yerini açıkça
göstermektedir. Ayrıca 1500’lü yıllarda bin civarında ipekli dokuma tezgâhının doğrudan kadınların
mülkiyetinde bulunması; ibrişim ve vale gibi değerli ipekli kumaş üretiminde kadın ustaların
isimlerine rastlanması, teknik bilgi ve uzmanlığın da kadınlar tarafından sahiplenildiğini
kanıtlamaktadır.
55

