Page 58 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 58
tarih çevresi
Geç dönemde ortaya çıkan fabrika işçiliği, işte bu köklü zanaat mirası üzerine inşa edilmiştir.
Kadınlar, geleneksel atölyelerdeki dokuma becerilerini buharlı makinelerle donatılmış modern
tesislere başarıyla aktarmışlardır. Ancak bu süreç, bağımsız zanaatkâr veya köle statüsündeki
kadınların zamanla "ücretli fabrika işçilerine" dönüşmesini de hızlandırmıştır.
Fabrika düzeninde kadın iş gücünün "ucuz emek" olarak görülmesi, dönemin uluslararası rekabet
koşullarıyla doğrudan ilgilidir. O dönem dünya ham ipek piyasası; Çin ve Japonya gibi Asyalı
üreticiler ile Amerika ve Avrupa’daki yüksek teknolojili fabrikalar arasındaki küresel iş bölümüne
göre şekillenmekteydi. Bu piyasada, Bursa dahil olmak üzere milyonlarca küçük koza üreticisi ve
kadın iplik işçisi, karşılarındaki birkaç güçlü (oligopolcü) küresel alıcıya karşı pazarlık güçlerini
kaybetmişlerdir. Bu eşitsizlik, ham ipek fiyatlarının gerçek değerinin çok altında belirlenmesine yol
açmıştır. Özellikle ABD’deki dev işletmelerin teknoloji ve sermaye üstünlüğü, Japonya'daki köylü
kadın işçiler üzerinde nasıl ağır bir fiyat baskısı yarattıysa, benzer bir sömürü yapısı ve ekonomik
baskı Osmanlı Bursa'sındaki kadın üreticiler üzerinde de derinden hissedilmiştir (Çizakça, 2002:
94-96).
Piyasada az sayıda güçlü küresel alıcıya karşılık çok sayıda küçük yerel satıcının bulunması, bir
yandan ham ipek fiyatlarını düşürürken diğer yandan fabrikaların maliyetleri kısmak adına ucuz
kadın emeğine yönelmesini hızlandırmıştır. Bursa'daki kadın fabrika işçileri, dünya ipek
ticaretindeki bu eşitsiz dengelerin yerel düzeydeki en büyük yükünü sırtlayan kesim haline
gelmiştir. Uluslararası pazar baskıları ile iç talep ve devlet müdahalelerinin iç içe geçtiğini net bir
şekilde gösteren Bursa örneğindeki bu yapı; sadece fiyatlar üzerindeki baskıyı artırmakla kalmamış,
fabrika düzeninin kurulma biçimini ve kadın emeğinin sistematik olarak ucuzlatılmasını da
meşrulaştırmıştır.
Kadınların fabrikalarda yoğun olarak çalışması, sadece üretim maliyetlerini düşürmekle
kalmamış, ipek sektörünün kriz dönemlerinde ayakta kalmasını da sağlamıştır. Örneğin 1850'lerde
Fransa'da ortaya çıkan ve tüm Avrupa'ya yayılan flacherie (kara hastalık) ve muscardine (kireç
hastalığı) gibi ipek böceği salgınları, Avrupa'daki ham ipek üretimini büyük ölçüde durdurmuştur.
Bu hastalık 1860 yılına kadar Osmanlı topraklarına ulaşmadığı için, Bursa çevresindeki koza
üreticilerine ve evlerde iplik saran kadınlara yönelik olağanüstü yüksek bir dış talep doğmuştur. Bu
dönemde Osmanlı ipek ihracatçıları hızla zenginleşmiştir. Nitekim 1855 yılında 4 milyon kilogram
kozadan 600 ton ham ipek üretilebilirken; hastalığın ülkeye yayıldığı 1865 yılında üretim dramatik
bir şekilde düşmüş ve 400 bin kilogram kozadan yalnızca 100 ton ham ipek elde edilebilmiştir.
Üretim hacmindeki bu büyük dalgalanmalara rağmen, Düyûn-ı Umûmiye İdaresi'nin
kurulmasının ardından Louis Pasteur'ün geliştirdiği bilimsel tedavi yöntemleri Osmanlı'da
uygulanmaya başlanmıştır. Bu sayede ipek böcekçiliğinde yeniden bir büyüme yakalanmış; açılan
yeni filatür ve iplik fabrikaları, genişleyen üretim kapasitesini yine büyük ölçüde kadın iş gücü
istihdam ederek karşılamıştır (Quataert, 1999:158-164).
56

