Page 20 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 20

tarih çevresi

       “Ey şanlı avcı, damını bi Hüdâ kurmadın,

       Attın, fakat yazık ki, yazıklar ki, vuramadın.

       Dursaydı bir dakikacağız devr-i bi-sükûn

       Bir hayır olurdu, misli asırlara geçmemiş...”

       Sultan Abdülhamid bu vakadan sonra İstanbul’da her türlü at arabasının kullanımına büyük tedbirler
getirtirken zat’ülhareke ve benzeri diğer tüm vasıtaların kullanımını kesin bir biçimde yasaklamıştı.

       Meşrutiyetle beraber otomobile de özgürlük geldi

       1908 yılında İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesiyle beraber hürriyet sağlanan konulardan birisi de
zat’ülharekeydi. Avrupa’da oldukça popüler olmuş bu vasıta özellikle İstanbul gayrimüslimlerinin ve zengin
bazı yerli tüccarların fazlasıyla dikkatini cezbediyordu. Otomobilin hürriyetine kavuşması sonrası öncelikle
yabancı ülkenin sefirleri, ardından gayrimüslimler ve otomobile meraklı Türkler de bu aracı edinmeye başladı.
Nitekim ilk trafik kazasına İtalyan sefiri 1912 yılında karışmış ve bir Osmanlı vatandaşının ölümüne sebep
olmuştu. Kazanın sonunda sefir yüklü bir tazminat karşılığı serbest bırakılmıştı.

       Meşrutiyet öncesinde de hatta Abdülhamid’in katı yasaklarına rağmen de bu vasıta tam anlamıyla
engellenememişti; fakat hürriyetin gelmesiyle beraber biranda otomobil hayatın parçası haline geldi. Devlet
kademesinde öncelikle Nazırlara bu araç tahsis edildi. “Nazır oldun mu, zat’ülhareken (otomobil) hazır” sözü
de bu dönemde popüler olmuştu. Refik Halit, bu durumu “Deli” isimli eserinde şöyle anlatacaktı;

       “Nazır oldun mu otomobilli oldun demekti, bu yüzden nazır olmaya heves edenler çoktu ki bu yolda kimi
muradına erdi kimi ise idam sehpasına çıktı veya zindana girdi.”

       Otomobil İstanbul sokaklarında bir ihtiyaç değildi. Hatta ilk trafik ışıkları ve kuralları 1950 yılı sonrası
otomobillerin yaygınlaşmasıyla İstanbul ve Ankara’ya gelmişti. Öte yandan daha ortaya çıktığı ilk günden
itibaren zat’ülhareke, uğruna büyük paralar harcanan ve sık sık arızalanan vasıtalardı. Ayrıca İstanbul sokakları
zat’ülhareke için hiç uygun değildi.

       Araç sahibi olmak cumhuriyetin kuruluşunda da büyük bir lükstü; hatta İsmet İnönü’nün Başbakanlık
yaptığı süreçte karısının toplu taşıma kullanması ve arabasının olmaması basına da yansımıştı. İsmet İnönü
toplu taşıma kullanan eşinin araç sahibi olmasına güvenlik kaygısıyla karşı çıkıyor ve “kaza olur” diyordu.

       Araba Sahibi olmak ilk günden beri prestij meselesiydi

       İstanbul’da tüm yasaklar engellemelere rağmen İstanbul sokakları dünyadaki otomobil gelişimini
yakından takip ediyordu. Fransa’nın Panhard, De lahey, Renault, Delonay Belleville, Delage; Hollanda’nın
Minerva; İtalya’nın Fiat marka arabaları İstanbul sokaklarında boy göstermeye başlamıştı.

                                                               19
   15   16   17   18   19   20   21   22   23   24   25