Page 94 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 94

tarih çevresi

                  OSMANLI VERGİ SİSTEMİ VE DÖNÜŞÜMÜ1

                                              Prof. Dr. Ahmet Uzun, Sivas Cumhuriyet Ün., İİBF. İktisat Bölümü.
                                                                 Dr. İlyas Özkök, Akdeniz Ün. İİBF. Maliye Bölümü.

 GİRİŞ
     Osmanlı Devleti’nin küçük bir beylikten büyük bir imparatorluğa uzanan tarihsel evriminde,

 kamu maliyesi ve vergi sistemi önemli değişiklikler geçirmiştir. Batı Avrupa’da feodalizmin
 etkisiyle mülk gelirlerine dayalı bir mali yapı uzun süre varlığını korurken ve düzenli bir vergi
 bürokrasisi geç teşekkül etmişken (Sur, 1949: 251-53); Osmanlı Devleti başlangıcından itibaren
 merkezî bir yapı kurarak vergilerin etkin olduğu bir kamu gelir sistemi benimsemiştir. Devletin
 sınırları genişleyip kamu kesimi büyüdükçe, düzenli gelir ihtiyacı artmış ve bu durum mali kurumlar
 ile vergi sisteminin giderek daha karmaşık bir yapıya evrilmesine yol açmıştır.

     Vergi Sisteminin Oluşumu ve Klasik Vergi Sistemi
     Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarında yerel düzeyde şer’i esaslara göre toplanan ve harcanan gelirler
 hâkim durumdaydı. Osman Gazi döneminde Karacahisâr pazarındaki mallardan alınan ilk pazar
 vergisi (bac), istişare kararıyla ihdas edilmiş ilk örfi vergi niteliğindeydi. Kuruluş aşamasında
 ganimetler ve fethedilen yerlerden alınan sulh bedelleri ön planda iken (Sayın, 2000: 11-12); devlet
 büyüdükçe mali ihtiyaçlar artmış ve düzenli gelir kaynaklarının oluşturulması zorunlu hale gelmiştir
 (Karamursal, 1989: 1-3).
     Askeri ve bürokratik kadroların genişlemesiyle birlikte tarımsal gelirleri teminat altına almak
 gerekmiş ve bu amaçla tımar sistemi oluşturulmuştur. Miri arazilerin hane işletmeleri esasına göre
 dağıtılmasına dayanan bu sistem, vergilendirmeyi kolaylaştırmıştır. Klasik dönem olarak
 adlandırılan 16. yüzyılda vergilendirmenin kurumsal çerçevesi olgunlaşmış ve vergiler şer’i ve örfi
 olmak üzere iki ana esasa dayandırılmıştır (Tabakoğlu, 2020: 323):
     Öşür, haraç, ağnam ve cizye gibi vergiler şer’i esaslara dayandırılmaktaydı. Osmanlı hukukunda
 öşür-haraç ayrımı zamanla önemini kaybetmiş, tüm reayadan alınan ve toprağın verimine göre onda
 bir ile beşte bir arasında değişen öşür ön plana çıkmıştır (Karamursal, 1989: 165-6). Hasat
 zamanında reayanın, sipahinin öşrünü ambara kaldırmak veya bir günlük angarya yükümlülüğünü
 aşmayacak şekilde pazar yerine taşımak yükümlülüğü bulunurdu (Pamuk, 2003: 45). Cizye ise
 gayrimüslim erkeklerin can-mal güvenliği ve askerlik muafiyeti karşılığında alınmaktaydı.
 Başlangıçta hane esasına göre toplanan cizye, 1691 yılındaki reformla kişilerin ödeme gücüne göre
 üç sınıfa (ala, evsat, edna) ayrılarak tahsil edilmeye başlanmıştır (Özkök, 2022: 5-113).
     Vergilerin bir kısmı örfi nitelikteydi. Çift resmi, ispenç, bennak vb. vergiler Balkanlar’da miri
 arazi rejimi kurulurken eski feodal yükümlülüklerin nakde çevrilmesiyle ortaya çıkmış
 gözükmektedir (Pamuk, 2003: 44-45). Bunların haricinde tarım, hayvancılık ve ticaret
 kesimlerinden; mülk, ürün veya kazanç üzerinden çok sayıda resim tahsil edilmekteydi. Küçükbaş
 hayvanlardan alınan ağnam resmi, esnaftan ve dükkânlardan alınan ihtisap resmi, iç ve dış ticarete

1 Bu makale, yazarların aynı başlık ile “Vergi Politikasının Transformasyonu. Editörler: M. Yıldıran, M. A. Gülşen, T. Türkkan.
    Nobel Yayıncılık. Ankara. 2022. s.7-28.” de yayımlanan kitap bölümünden özetlenerek hazırlanmıştır.

                                                                     92
   89   90   91   92   93   94   95   96   97   98   99