Page 10 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 10

tarih çevresi

menkul kıymetlerini veya tezgahını rehin bırakarak aldığı krediler, lonca içi üretimin devamlılığını
sağlayan en büyük "cansuyu" haline gelmiştir (Özpınar, 2012). Bu sayede loncalar, değişen piyasa
koşullarına karşı mülkiyet haklarını finansal bir kaldıraç olarak kullanabilmişlerdir.

    ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ VE FİNANSMAN
    Ölçülülük (Latince: prudentia; Türkçe: ihtiyat ya da basiret), Antik Yunan felsefesinden
başlayarak ahlak felsefesinin temel erdemlerinden biri olarak ele alınmıştır. Aristoteles'in phronesis
kavramıyla özdeşleştirilen bu erdem, bireyin somut durumlarda doğru olanı seçme yetisini, pratik
akılsallığı ve uzun vadeli muhakemeyi ifade eder (Aristoteles, 2014). Aristotelesçi perspektifte
ölçülülük, iki uç (aşırılık ve eksiklik) arasındaki "altın orta"yı bulma sanatıdır. Bu anlamda
ekonomik eylemde de aşırı hırstan kaçınmayı ve rasyonel dengeyi temsil eder. Skolastik düşünce,
ölçülülük ilkesi uyarınca, borçlunun zayıflığını istismar eden tefeci faizine (usury) ve piyasayı
manipüle eden adaletsiz kâr marjlarına karşı normatif bir duruş sergilemiştir. Bu yaklaşımda finans,
sadece bireysel zenginleşme aracı değil, toplumsal istikrarın ve ahlaki dengenin korunması gereken
hassas bir alandır.
    Emniyet Sandığı'nın faiz ya da kâr payı politikası, ölçülülük ilkesinin en somut göstergelerinden
birisidir. Sandığın uyguladığı kredi maliyeti, piyasanın çok altında belirlenmiştir. Emniyet sandığı
kurucu nizamnamesine bakıldığında, esnafa yönelik kredi faiz hadlerinin yüzde sekiz ile on iki
arasında tutulduğu görülmektedir. Bu oran, Galata sarraflarının uyguladığı yüzde kırk ila altmış
bandının çok altında olmakla birlikte sıfır değildir. Dolayısıyla sandık ne riba yasağını görmezden
gelmekte ne de sürdürülebilirlikten taviz vererek sıfır maliyetle kredi dağıtmıştır. Esnafı tefecinin
eline bırakmamak ile kurumsal mali yapıyı korumak arasında gözetilen bu ince çizgi, iktisadi
ölçülülük ilkesinin en yalın ifadesidir.

3.1 Osmanlı Finans Düzeni: Ahlak, Siyaset ve Sosyal Adalet
    İslam hukukunda ribâ (faiz) yasağı, sadece bir rakam kısıtlaması değil, aynı zamanda emeksiz

elde edilen kazancın sorgulanmasıdır. Bu anlayışa göre, bir kazancın meşru sayılabilmesi için riskin
paylaşılması veya bir emek harcanması gerekir (Tabakoğlu,2016). Osmanlı finans dünyasında da
faizin meşruiyeti her zaman tartışılmış ve bu durum devletin piyasayı denetleme biçimini
belirlemiştir. İltizam sistemi, murabaha (kâr paylı satış) ve karz-ı hasen (faizsiz ödünç) gibi
yöntemler, Osmanlı toplumunda paranın el değiştirmesinde "ölçülü" kalınmasını sağlayan kurumsal
araçlar olmuştur (Özvar, 2003).

    Osmanlı devlet geleneğinde tefecilikle mücadele, sadece dini bir görev değil, aynı zamanda
devletin varlığını koruma meselesi olmuştur. Padişah, halkını (reaya) sömüren tefeciyi sadece
ekonomik bir suçlu değil, toplumsal barışı ve devletin meşruiyetini tehdit eden bir unsur olarak
görmüştür (Genç, 2000). Halkın ekonomik olarak ezilmesi, devlet ile tebaa arasındaki manevi
sözleşmenin bozulması olarak yorumlanmıştır. İşte Emniyet Sandığı, tam da bu "koruyucu devlet"
anlayışıyla, esnafı sömürüden kurtarmak ve finansal adaleti (ölçülülüğü) sağlamak için kurulmuştur
(Günay, 1995: 84-92).

                                                                   8
   5   6   7   8   9   10   11   12   13   14   15