Page 14 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 14
tarih çevresi
sandığı modelinden ilham alırken, İslam hukukunun riba yasağını, Osmanlı vakıf geleneğini ve
esnaf dayanışması pratiğini de bünyesinde barındıran melezlenmiş bir yapı olarak varlık gösterir.
İslam finans geleneği açısından bakıldığında, Emniyet Sandığı İslam ekonomi düşüncesinin
faizsiz ya da düşük faizli kredi mekanizmalarını nasıl kurumsal bir yapıya dönüştürebileceğine dair
önemli sorular sormaktadır. Sandığın muamele-i şer'iyye çerçevesini kullanarak kredi maliyetini
meşrulaştırması, fıkıh ile modern finans arasında pragmatik bir köprü kurma girişimidir. Bu girişim,
ilerleyen yüzyılda gelişecek olan İslami bankacılık hareketinin öncülleri arasında değerlendirilebilir.
Kâr-zarar ortaklığı (müşareke), mal finansmanı (murabaha) ve kira esaslı finansman (icara) gibi
modern İslami finans araçlarının özünde bulunan faizsiz ama getirili finansman mantığı, Emniyet
Sandığı'nın 19. yüzyıl pratiğinde daha kaba ama benzer biçimde karşımıza çıkmaktadır.
Bu bağlamda sandığın deneyimi, küresel ölçekte 19. yüzyılda gelişen sosyal finans hareketleriyle
de karşılaştırmalı bir okumaya davetiye çıkarmaktadır. Friedrich Wilhelm Raiffeisen'ın 1860'larda
Almanya'da kurduğu tarımsal kooperatif kredi birlikleri, kırsal kesimdeki yoksul çiftçileri tefeci
kıskacından kurtarmayı amaçlamıştır. İtalya'daki "banca popolare" hareketi de benzer bir misyonla
ortaya çıkmıştır. İngiltere'deki "friendly societies" (dostluk dernekleri), Fransa'daki "caisses
d'épargne"lar da aynı dönemin ürünleridir. Emniyet Sandığı bu geniş küresel tablonun Osmanlı
Devletindeki versiyonudur.
Sandığın 1875-1876 Osmanlı mali kriziyle ilişkisi de incelemeye değer bir konudur. Osmanlı
devletinin dış borç ödemelerini askıya aldığı bu dönem, genel olarak piyasa güveninin ciddi biçimde
sarsılmasına yol açmıştır. Emniyet Sandığı bu mali kriz esnasında ciddi mevduat çekilmesiyle
karşılaşmış ve kredi hacminin daraldığı görülmüştür. Devlet güvencesinin gerçek anlamda ne denli
güçlü olduğu bu kriz döneminde sorgulanmış; sandık, Osmanlı Devleti'nin mali yapısının genel
kırılganlığıyla birlikte test edilmiştir.
Bu kırılganlık, ölçülülük ilkesinin sınırlarını da ortaya koymuştur. Ölçülülük, makul koşullarda
iyi işleyen bir denge stratejisidir. Buna karşın sistemik bir kriz döneminde bu denge büyük baskıyla
karşılaşmıştır. Sandık, ne kadar ihtiyatlı yönetilirse yönetilsin, devletin mali kaderinden bağımsız
hareket edememiştir. Bu bağımlılık, küçük esnafın tek güvencesinin Emniyet Sandığı gibi kurumlar
değil, aynı zamanda genel ekonomik istikrar olduğunu ortaya koymuştur. Ölçülülüğün bireysel ve
kurumsal düzeyde pratik bir erdem olduğu ancak yapısal krizleri çözme kapasitesi sınırlı olduğu
söylenebilir.
SONUÇ
Emniyet Sandığı, Osmanlı Devleti’nin finansal tarihinde nadiren incelenen ancak son derece
özgün bir kurumsal deneyimini temsil etmektedir. Küçük esnaf finansmanı alanında ölçülülük
ilkesini yapısal olarak içselleştirmiş olan bu kurum; serbest piyasanın dışladığı kesimlere makul
maliyetli kredi sunmayı, toplumsal güven mekanizmalarından yararlanmayı ve finansal ilişkileri salt
kâr güdüsünün ötesinde bir etik çerçevede kurgulamayı amaçlamıştır.
Kurumun başarı ve başarısızlıklarının nesnel bir değerlendirmesi, Osmanlı Devleti’nin
modernleşmesinin çelişkili doğasını yansıtmaktadır. Devlet güdümlü reformlar ile toplumsal
12

