Page 64 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 64
tarih çevresi
Yemek Kültürü
Mazlum Çelik
At sırtından saraya Türk mutfağı tarihi
Anadolu mutfağı olarak bilinen Türk mutfağının kökleri 2 bin yıllık bir geçmişe ve birikime sahip.
Türklerin en fazla etkilendiği mutfaklardan birisi de Çin mutfağıydı. Örneğin; bugün Kayseri yöresine mal
edilen mantının Çin mutfağından alınarak Anadolu’ya getirildiği artık bir tartışma konusu dahi değildir. Bugün
Çin’de de mantı olarak tüketilen bu yemeğin arkasında Çin-Türk ilişkilerinin tarihi kökenlerine uzanan geniş
bir hikâyesi mevcut. Hatta Uygur Devleti döneminde Çin’den ithal edilen dinlerin Türklerin beslenme
alışkanlıklarını değiştirmesinin savaşçı özelliklerini yitirmesine sebep olduğu da iddia edilir.
Sosyal bir imge: Yemek kültürü
Dinî kaynaklarda insanoğlunun tarihi insanlığın babası olarak kabul edilen Hazreti Âdem’in Allah
tarafından yasak kılınmış elmayı yemesiyle başlatılır. Bunun yanında Hazreti İsa’nın son akşam yemeği, Hazreti
İbrahim’in sofra kültürü ve Hazreti Muhammed’in “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” sözü gibi kıssalar
yemek yemeyi bir alışkanlıktan daha öteye taşımaktadır.
Toplumda ise sosyal statü, yardımlaşma ve maneviyatın en canlı yaşandığı yerler sofradır. Düğün yemeği,
cenaze yemeği ve sünnet yemeği gibi artık gelenekleşmiş sofraların dışında toplulukları bir araya getiren sayısız
sofra vardır. Coğrafya, din ve gelenekler yenilen yemeğin türünü değiştirse de her toplumda bir sofra kültürü
vardır. Adem Sağır “Bir Yemek Sosyolojisi Denemesi Olarak Tokat Mutfağı” isimli makalesinde bu durumu
şöyle açıklıyor;
“Hemen her toplum, belli ritüellerle ve merasimlerle zamanının belli bir kısmını yemeğe ayırmaktadır.
Bu anlamlıyla yemek, aynı zamanda toplumsal bütünleşmenin ve dayanışmanın da araçsallaştırılmış bir haliyle
karşımıza çıkmaktadır. Eğlenceler, dost sohbetleri, misafir ağırlama, düğün, nişan, adak, bayram ritüelleri,
dinsel törenler gibi sosyal olgular yemek kültürüyle de paralel gelişerek toplumda bir iletişim ağının oluşmasına
katkı sağlamaktadır. iletişim ağı olarak da değerlendirilebilecek bu süreçte, yemeğin toplumsal bir işlevselliğe
bürünerek toplumsal dayanışmayı artırdığı ve birlikteliklere meşruiyet sağladığı görülmektedir.”
Yemek yeme kültürünü değiştiren ilk unsur coğrafyadır. Yaşanılan bölgenin iklimi ve elde edilen ürünler
yeme içme şeklini belirleyen temel unsurdur. Karşılaşılan medeniyetler de bu kültürü büyük oranda etkiler ve
değiştirir. Din ise coğrafyadan bağımsız olarak yeme içme kültürünü etkileme gücüne sahiptir. Örneğin; İslam
dininde içkinin yasak olması İslamı benimseyen Türklerin sofra kültüründe büyük bir değişime neden oldu.
63

