Page 50 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 50
tarih çevresi
gerektirdiği ve küresel ticaretin ve tarımdaki teknolojik değişimin son yıllarda gıda güvenliğini önemli ölçüde
iyileştirdiği savunulsa da yoğunlaştırılmış üretim sistemlerinin bazı bölgelerde çevre sorunlarına yol açtığı ve
tüketiciler arasında aşırı kilo ve obeziteye katkıda bulunduğuna dair kanıtlar bilimsel literatürde yer almaktadır.
Fakat değişen tarım-gıda sistemleri ile beslenme arasındaki çok yönlü bağlantılar tarım, beslenme, ekonomi ve
sosyal bilimler perspektiflerini birleştiren yeni bir disiplinlerarası araştırma alanıdır. Belirli yönlere ilişkin
çalışmaların sayısı hala sınırlıdır, dolayısıyla kanıtlar henüz kesin değildir”.
SONUÇLAR VE DEĞERLENDİRME
Süt insan sağlığı için oldukça önemli bir besin kaynağıdır.Bu çalışma kapsamında elde edilen veriler şu
şekilde özetlenebilir: Sütün mental, ruhsal (depresyonu önleme), imünolojik, besinsel önemli fonksiyonları
bulunmaktadır. Çeşitli hayvan sütlerinin besin değerleri ve fonksiyonel özellikleri bulunmaktadır. Aşırı süt
alımının depresyon, anksiyete gibi sorunlar ile ilişkisi vardır. Modern süt üretiminde önemli ölçüde östrojen
kullanılmaktadır. Bunlar az miktarda dahi hormonal olarak aktiftirler. Modern süt üretiminde kullanılan
hormonların çevre, insan ve hayvan sağlığına ciddi olumsuz etkileri bulunmaktadır. Cinsiyet, kanser,
hiperaktivite üzerine etkiler bunlardan bazılarıdır.
Sütün üretilmesinde modern yöntemlerin kullanılması bazı yönlerden fayda ve kolaylık sağlasa da insan,
hayvan ve çevre üzerinde ciddi etkiler bırakmasına neden olabilir. Günümüzde yaygın bir şekilde gıda
işletmelerinin menülerinde ürün hazırlamak amacıyla tedarik ettiği hammaddeler, kitlesel üretim metotlarının
benimsendiği monokültür tarım ve entansif hayvan yetiştiriciliğinin ürünleridir. Bu durum süt ve süt ürünlerini
terk etmek gerektiğini göstermemektedir. Bu durumda iyi tarım ve hayvancılık uygulamalarına yönelmek, doğal
üretim metotlarını gıda güvenliğine uygun biçimde işleterek yürütmek ve bu ürünlerin tüketiciye ulaşmasını
sağlamak en doğru yol olacaktır. İnsanların tüketimine sunulan tüm hammaddeler için; gıda sektöründe faaliyet
gösteren elemanların bilgi düzeyinin çok boyutlu olması güvenilir gıdaya ulaşmak için oldukça mühimdir.
Fakat süt üzerinden yola çıkılarak günümüzde tercih edilen üretim yöntemlerinin insan, çevre ve diğer canlıların
yaşamına olumsuz etkileri hakkında sektör çalışanlarının bilgileri bulunmamaktadır. Çünkü bu veriler genellikle
bilim dünyasında yayınlanan ve sektör tarafından kısıtlı kalmış bilgilerdir.
Bu noktada gastronomi bilimi, “çiftlikten sofraya” bütünsel bakış açısıyla, toplumun beslenme
alışkanlıklarını ve gıda tercihlerini doğrudan şekillendirme potansiyeli taşıması nedeniyle kilit bir role sahiptir.
Bu potansiyelin verimli kullanılabilmesi için gastronominin, tıp, psikoloji, ziraat ve ilahiyat gibi disiplinlerle
ortak araştırmalar yürütmesi hayati önem taşır. Elde edilen bu çok boyutlu veriler, yalnızca akademik literatürle
sınırlı kalmamalı; aynı zamanda anlaşılır bir dille, gıda sektörü profesyonellerine, aşçılık ve gastronomi eğitimi
alan öğrencilere ulaştırılarak mesleki eğitimin ayrılmaz bir parçası haline getirilmelidir. Ancak bu şekilde, teorik
bilgi pratiğe dönüşerek, toplum sağlığı ve sürdürülebilir beslenme için somut bir katkıya dönüşebilir.
Küçük organik üreticilerin ürünlerini güvenle ulaştırabilmesi için soğuk zincir ve lojistik destek
sağlanmalı; yerel yönetimler ile STK’lar bu üreticilerin organize olmasına ve pazara erişimine aracılık etmelidir.
Bu süreç devlet tarafından gıda güvenliği açısından kontrol edilmeli, gerekli teşvikler sağlanmalıdır. Organik
49

