Page 47 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 47
tarih çevresi
endokrin sistemine etki ederek; üreme, sinir, bağışık sistemi ve gelişimleri üzerine olumsuz etkiler
göstermektedir (Monneret, 2017; Socas-Rodríguez vd., 2017).
Kanser: E-EDC’ler insanlarda normal hücrelerin kanser hücrelerine dönüşümünde (karsinogenez) rol
oynayabilir (Socas-Rodríguez vd., 2017). Süt ve süt ürünlerinde bulunan steroid hormonlar prostat, meme ve
endometriyal tümörlerin ortaya çıkışında risk faktörüdür (Malekinejad ve Rezabakhsh, 2015).
Memelilerde Doğurganlığın Azalması: BPA’ya maruz kalma, memelilerde doğurganlığın azalmasına
yol açabilir.
İnsanlarda Anne Karnındaki Bebekte Gelişim Bozukluğu ve Cinsiyet Farklılaşması, Çocuklarda
Erken Ergenlik: Ergenlik başlangıcının zamanlamasına ilişkin son araştırmalar, kızlarda daha erken cinsel
olgunlaşma yönünde endişe verici bir eğilim olduğunu göstermektedir (Parent vd., 2003; akt. Gill ve Coffin,
2022). Prepubertal çocuklarda erken cinsel olgunlaşmanın en önemli nedenlerinden birinin hamile inek sütü
alımı olduğunu düşünülmektedir (Maruyama vd., 2010). E-EDC’lerin çeşitli hormonal sistemleri hedef aldığı
ve üreme sistemi, ergenlik, embriyonik gelişim ve fetal cinsiyet farklılaşması üzerinde olumsuz etkileri olduğu
doğrulanmıştır (Kumar vd., 2020).
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite, Bebekler için Zehirli Olan Bpa İçerme: Süt üretimi sürecinde
Bisfenol A (BPA) entansif yetiştiricilikte kullanılan sağım makineleri ve çiğ sütün depolama tanklarına
aktarılması için PVC borular yoluyla süt zincirine farklı zaman noktalarında dâhil olmaktadır (van Asselt vd.,
2017). BPA nörotoksik bir kimyasal madde olup dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile ilişkilidir
(Adesman vd., 2017). BPA bebekler için toksiktir (zehirleyici) (EU Commission, 2018).
Modern süt üretim sistemi ile üretilen sütleri fazla fiktarda tüketen ülkelerde şiddet davranışındaki
artış: Uluslararası karşılaştırmalı analizler, kişi başına süt tüketimi (Food and Agriculture Organization of the
United Nations, 2023) ile kasıtlı cinayet oranları (United Nations Office on Drugs and Crime, 2023) gibi şiddet
göstergeleri arasında istatistiksel bir pozitif korelasyon olduğunu göstermektedir. Bu ilişkinin ardında yatan
olası bir biyolojik mekanizma, konvansiyonel süt üretiminin hormonal profilinde aranabilir. Modern süt
çiftliklerinde, sürekli gebe tutulan ineklerden elde edilen süt, doğal süreçle üretilene kıyasla önemli ölçüde
yüksek seviyelerde östrojen içermektedir (Pape-Zambito, Magliaro, & Kensinger, 2007). İnsanlar üzerinde
yapılan çalışmalar, bu sütün düzenli tüketiminin, bireylerdeki endojen cinsiyet hormonu dengesini bozarak
testosteron/östrojen oranını düşürebileceğini ortaya koymuştur (Jianqin vd., 2016). Endokrin bozucuların
nörodavranış üzerindeki etkisi geniş çapta kabul görmekte (Fénichel & Chevalier, 2017) ve bozulan bu hormonal
dengenin, östrojenin serotonin sistemi üzerindeki etkisi gibi yollarla saldırganlık ve dürtüsellikle bağlantılı
olduğu bilinmektedir (Richter & Handa, 2019). Dolayısıyla, gözlemlenen istatistiksel korelasyon, konvansiyonel
sütteki yüksek hormon seviyelerinin endokrin sistemi bozarak potansiyel olarak şiddet içeren davranışları
tetikleyebileceği hipoteziyle desteklenmektedir. Ayrıca süt tüketimi ile yükselen IGF-1 seviyelerinin,
saldırganlık ve dürtüsellik gibi davranışlar üzerinde potansiyel bir etkisi olabileceği öne sürülebilir. Zira IGF-
1’in, beynin ödül ve davranış kontrolünden sorumlu dopaminerjik ve serotonerjik nörotransmitter sistemlerini
46

