Page 49 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 49

tarih çevresi

faydaları önemli ölçüde değiştirmeyecektir (Claeys vd., 2013).
       Araştırmalar organik hayvansal üretimin gıda güvenliğine ulaşmak için çözüm yolu olacağı yönündedir

(Bansal, 2017). Organik süt sığırcılığı; risksiz, sağlıklı, yüksek kalitede, süt ve süt ürünleri üretimini sağlayan;
isteğine yönelik çevre dostu üretim teknikleriyle gerçekleştirilen, sertifikalandırılan, kontrollü gerçekleştirilen
bir üretim yöntemidir (Kara ve Koyuncu, 2011). Organik ve Ekolojik hayvansal üretim, modern (entansif)
yetiştiriciliğin aksine hayvanların merada ağırlıklı olarak beslenmesini şart koşar. Ayrıca organik/ekolojik
üretimde hayvanlara hormon kullanımı (yasaktır), antibiyotik uygulanması ise yalnızca bazı durumlarda hasta
hayvanlara sürüden ayrılması şartıyla uygulanır ve bu hayvanların sütleri piyasaya sürülmez (Duru ve Şahin,
2004). Barkema ve arkadaşları, (2015) antimikrobiyallerin ve hormonların kullanımını azaltma baskısı ile
organik süt çiftliklerinin oranı küresel çapta arttığını bildirmektedir. Bu kapsamda geleneksel üretim yapan süt
üreticilerine sektör rekabet gücü, gıda güvenliği ve biyogüvenlik konusunda artan standartları benimsemeleri,
antimikrobiyal ve hormon kullanımına daha az bağımlı hale gelmeleri ve hayvan refahına ilişkin güvence
sağlamalarını önermektedir. Ayrıca araştırmacılar; geleneksel çiftliklerin bu uygulamalar açısından iyi yönetilen
organik çiftliklerden bir şeyler öğrenebileceğine işaret etmektedir. Ülkemiz içinde aynı önerilerin geçerli
olacağını söylemek yerinde olacaktır. Küçük sürülerde hormon kullanımı kitlesel bir süt üretim hedefi olmadığı
için genellikle uygulanmamaktadır. Fakat bu konuda denetimlerin gerçekleşmesi ve ürünün gıda güvenliğini
koruyacak sağım, anında soğuk zinciri korunarak tüketiciye ulaşması yerel yönetimler eliyle gerçekleşmelidir.
Dışarıda serbest gezen hayvanların otlatıldığı alanın hayvan beslenmesi açısından yeterli olması, uygun sağlıklı
bir ortamda gerçekleşmesi, ekolojik açıdan alanın değerlendirilmesi diğer göz önünde bulundurulması gereken
noktalardır. Alan yazında bu şekilde üretilen ürünlerin gıda güvenliğinin yanında besinsel ve fonksiyonel
özelliklerinde artış gözlendiği savunulmaktadır. Yapılan bir çalışma süt üreten hayvanın beslenme modelinin
sütün içeriğindeki antioksidan maddelerin artışına sebep olabildiğini bildirmiştir (Khan vd., 2019). Örneğin;
koyunlar üzerinde yapılan bir çalışmada dışarıda otlatmanın sütteki antioksidan maddeleri arttırdığı sonucuna
ulaşılmıştır (De Renobales vd., 2012).

       Bir gıdanın besleyici, fonksiyonel ve lezzetli olması; o gıdanın her yönüyle kişiye uygun olarak
nitelendirilmesi için yeterli değildir. Bu çok yönlü değerlendirlmesi gereken bir konudur. Özellikle
Gastronomide çiftlikten sofraya prensibi için ortaya konulan riskler yüzeysel olarak ifade edilmekte ve konuya
derinlik katan bir yaklaşım yeterince bu konudaki eğitim ve araştırmalara yansımamaktadır. Ayrıca Beslenme
ve Diyetetik, Tıp, Psikoloji gibi bilim dalları kendi perspektifi ile gıda konusuna değinmekte bu durum
Gastronomi bilimi için yeterli, derinlemesine veri akışı sağlayamamaktadır. Bu ve benzer alanların birbirlerinden
beslendikleri ortak çalışmalarda buluştukları yayınlar farklı bulgulara kapı aralayarak alanın genişlemesine
katkı sunmaktadır.

       Qaim (2017) bu durumu şu şekilde teyit etmektedir: “Tarımsal gıda sistemlerinin küreselleşmesi,
beslenme açısından potansiyel olarak derin etkileri olan bir mega trenddir. Yeni tarım teknolojileri ve
politikalarının beslenme çeşitliliğini teşvik etmeye ve çevresel dışsallıkları azaltmaya daha fazla önem vermesi

                                                               48
   44   45   46   47   48   49   50   51   52   53   54