Page 23 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 23

tarih çevresi

“çoklu tehlike” senaryolarında, proaktif uyum ve azaltım stratejilerinin hayati önemi (IPCC, 2023) vardır.
Ekolojik restorasyon ve onarıcı uygulamaların, biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetleri üzerinde ölçülebilir
olumlu etkileri olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır (Jones et al., 2024).

       Günümüzde tarımsal faaliyetler özelinde yaşanan ekoloji tahribatının neticelerinin toplumlar tarafından
görülmesi sürdürülebilir tarım yöntemlerine ilgi ve talebin artmasına neden olmuştur. Bu yöntemlerden en çok
bilinenler arasında organik ve ekolojik tarım (agroekoloji) yer almaktadır. Organik tarım ile ekolojik tarım
(agroekoloji) arasındaki temel ayrım, odak noktalarından kaynaklanmaktadır. Organik tarım, öncelikli olarak
insan sağlığını merkeze alan ve sentetik girdilerin kullanılmadığı bir üretim modelidir. Ekolojik tarım ise insanı
da içine alan, ancak canlı ve cansız tüm çevresel bileşenlerin (toprak, su, biyolojik çeşitlilik) bir bütün olarak
sürdürülebilirliğini temel hedef olarak benimsemektedir. Bu bağlamda, organik tarımın sürdürülebilirliği
tartışmaya açıktır; zira üretim odaklı yaklaşımı, ekolojik dengeyi ikinci plana atabilmektedir. Örneğin, organik
tarımda bölgeye yabancı veya istilacı türlerin ekimi, yerel bitki türlerinin azalmasına ve habitat bozulmasına
yol açabilmektedir. Benzer şekilde, bir bölgede iklim ve toprak koşullarına uyum sağlamayan türlerin
yetiştirilmesi, aşırı sulama, gübreleme ve zirai mücadele doğal kaynaklar üzerinde baskı oluşturabilmektedir.
Bölgeye uygun yerli türlerin seçimi ise kaynak tüketimini azaltarak ekolojik dengeyi korumaktadır (Pehlivan
ve Yavaş, 2022). Sürdürülebilir tarım, çevresel, ekonomik ve sosyal boyutları dengeleyen çok boyutlu bir
hedeftir. Bu hedefe ulaşmak için önerilen yöntemler, felsefi temellerden teknolojik uygulamalara kadar geniş
bir yelpazede yer almaktadır. Gliessman (2018) tarafından da vurgulandığı üzere, agroekoloji bu yöntemler
arasında en bütüncül olanıdır ve tarım sistemlerini ekosistem prensipleriyle uyumlu hale getirmeyi
amaçlamaktadır. Organik tarım ise, sentetik girdileri yasaklayarak insan sağlığına odaklanan ve katı kurallara
dayanan bir model sunar (Wezel vd., 2020). Öte yandan, dijital tarım olarak adlandırılan akıllı tarım, hassas
tarım ve otonom sistemler gibi teknolojik yaklaşımlar, kaynak verimliliğini artırarak sürdürülebilirliğe katkı
sağlamaktadır (Klerkx vd., 2019; Bongiovanni & Lowenberg-DeBoer, 2004). Hassas tarım, çevresel faktörlere
dayalı olarak yerel üretim optimizasyonuna yönelik bir yaklaşım sunarken, akıllı tarım bilişim teknolojilerin
karar destek süreçlerine dâhil edilmesiyle karakterize edilmektedir. Dijital tarım ise tüm tarımsal süreçlerin
dijital platformlar aracılığıyla yönetilmesini ve yapay zeka tabanlı robotik sistemlerin yönlendirilmesini
kapsayan daha geniş bir çerçevedir (Ünal, 2025). Tarım sektöründeki dijitalleşme süreci sensörler, robotik
sistemler ve yapay zeka gibi dijital teknolojilerin entegrasyonu yoluyla, kaynakların verimliliğini artırmayı ve
çevresel sürdürülebilirliği sağlamayı hedeflemektedir. Bu dijital dönüşüm genç nesillerin sahip olduğu ve
gelecekte sahip olacağı modern yaşam koşullarında tarımsal üretimin nispeten daha kolay bir şekilde
gerçekleşmesine olanak tanıyacaktır. Bu süreçte disiplinler arası teknolojiler olan nesnelerin interneti, sensör
teknolojileri, yapay zekâ, coğrafi bilgi sistemleri ve karar destek mekanizmaları, veri odaklı sürdürülebilir
tarımın gerçekleştirilmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Dijitalleşmenin bu teknolojilerle entegrasyonu ile
oluşturduğu fırsatlar tarımda kaynakların verimliliğini ve sürdürülebilirliğini artıracaktır. Tarım 4.0 ile birlikte

                                                               22
   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28