Page 22 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 22

tarih çevresi

için daha büyük riskler oluşturması beklenmektedir (Wang, Harindintwali ve Wei 2023). Aslında Sanayi
Devrimi’nden bu yana, fosil yakıtların kullanımı ve doğal kaynakların yeyüzüne çıkarılması küresel ekonomik
sistemlerin omurgasını oluşturmuştur. Bununla birlikte kentleşme, tarımın yoğunlaşması ve diğer arazi kullanım
değişiklikleri (Wang ve ark., 2021) doğal bitki örtüsü ve ekolojik dengenin süregelen süreçlerine baskın gelerek
yaygın çevresel değişiklikler meydana getirmiştir. Özellikle, ulaşım, elektrik ve ısınma için fosil yakıtların
yakılması, sera gazı emisyonlarını arttırarak küresel sıcaklık ve yağış modellerini etkilemiştir (Epa, 2020).
2022’deki ortalama küresel sıcaklık, 20. yüzyıl ortalamasından yaklaşık 0,86 °C daha yüksek gerçekleşmiştir
(NOAA, 2022). İklim değişikliğinin artık acil bir endişe kaynağı olarak görülmesinin altında yatan bazı
gelişmeler ülkelere göre farklılık göstermekte olup bunlardan bazıları Wang ve ark., (2023) tarafından yüksek
enlemlerdeki buzulların hızla erimesi ve deniz seviyesinin yükselmesi, nehir akış rejimlerinde değişiklikler,
türlerin yok olması, bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkması ve yayılması, orman yangınları, Çin’de aşırı yağışlar,
Güney Afrika’da kuraklıklar şeklinde özetlenmiştir. İklim değişikliğinin insanları ve çevreyi tehdit ettiği bu
süreç geri döndürülemez bir hale gelmeden mevcut durumun etkilerini azaltmanın ve bu süreci yönetmenin
yollarını bulmak çok önemlidir.

       Genel olarak insan sahip olduğu benzersiz bilişsel kapasite ve yeteneklerle yeryüzü ekosistemleri üzerinde
benzeri görülmemiş bir dönüştürücü güce sahiptir. Bu güç aynı zamanda gezegenin sınırlı kaynaklarını yönetme
ve gelecek nesiller için yaşanabilir bir dünya bırakma konusunda ağır bir etik sorumluluğu da beraberinde
getirir. Bu “sürdürülebilirlik etiği” çerçevesinde, insanın doğal kaynakları öngörülü ve sorumlu bir şekilde
kullanması “gelecek nesillere karşı adalet” ilkesini benimsemesi ve ekolojik bir “emanet” bilinciyle hareket
etmesi gerektiği anlamına gelir (Gardiner & McKinnon, 2024). Bu bağlamda, “Dünya Sistemi Sorumluluğu”
gibi yeni etik çerçeveler, küresel vatandaşlık ve gezegen ölçeğinde sorumluluk almaya vurgu yapmaktadır
(Biermann & Kim, 2023). Her toplumun tüm alanlarda eşzamanlı ve eş düzeyde bir ilerleme kaydetmesi
beklenemez. Nitekim, dünyanın farklı coğrafyalarında, belirli alanlarda sürdürülebilirliği sağlamada öne çıkan
ve küresel ölçekte örnek teşkil eden toplumlar bulunmaktadır. Tarımda sürdürülebilir üretim tekniklerini en iyi
uygulayan, enerji verimliliğini artıran çözümler sunan, malzeme geri dönüşümünde en etkili sistemleri kuran,
yapılaşma sorunlarına etkili çözümler üreten ve insan faaliyetlerinin gerektirdiği diğer alanlarda da benzer
başarılı politikalar geliştirmiş olan bu toplumlardan alınacak derslerin yerel bağlamlara uyarlanarak hayata
geçirilmesi büyük önem taşımaktadır.

       Mevcut ekolojik kriz karşısında umutsuzluğa kapılmak ve tek başıma benim katkım önemli olmaz
düşüncesi yerine, harekete geçmenin önemi vurgulanmalıdır. Geleceğe dair belirsizlikler, bugün alınacak olumlu
ve onarıcı eylemleri ertelemek için bir gerekçe oluşturmamalıdır. Onarıcı tarım, sürdürülebilir gıda sistemleri
ve tüm alanlardaki sürdürülebilir yaklaşımlar gibi kavramlar ekosistemlerin iyileştirilmesi ve gelecek nesillere
aktarılması yönündeki kolektif çabalar umut vericidir. En kötü senaryolarda bile, bugün atılacak her olumlu
adımın, yarının dünyasını inşa etmede bir temel taşı olduğu unutulmamalıdır. Özellikle iklim değişikliği gibi

                                                               21
   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27