Page 17 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 17
tarih çevresi
hem arşivlerde hem basında boy gösterdiği yıllara gidebiliriz.” (Çukulata – Çikolatanın Yerli Tarihi)
İtalyan Seyyah Giovanni Francesco Gemelli Careri, Osmanlı seyahati sırasında daha önce çikolata ile
hiç tanışmamış bir Türk’e çikolata vermesi sonrası yaşananları oryantalist bir bakış açısıyla şu sözlerle betimler:
“Seyde Ağası Beni görmeye geldi, ona çikolata verdim. Ama bu vahşi, o güne kadar hiç tatmamış olduğu
için, belki çikolata onu sarhoş ettiğinden veya daha ziyade tütünün dumanı yüzünden aklını karıştırmak,
dengesini bozmak niyetiyle kendisine içki içirdiğimi söyleyip üzerime yürüdü. Öyle ki öfkesi dinmese kesinkes
başıma bir iş gelir, ben de bu kadar kaba bir adamı çikolatayla mest ettiğim için hak ettiğimi bulmuş olurum”
(Çukulata – Çikolatanın Yerli Tarihi)
Osmanlı halkı çikolataya tamamen yabancı olsa da bu durum saray için böyle değildi. Yabancı sefirler,
kralları adına getirdiği çok sayıda hediyelerin içerisinde çikolata mütemadiyen bulunurdu.
Öte yandan saray mutfağının bu tatlı yiyeceğe iltifat etmemesinin nedeni belli değildir.
Çikolatanın Osmanlı’daki makûs talihini Kırım Savaşı değiştirecekti. Ruslara karşı Fransa ve İngiltere
ile ittifak kuran Osmanlı bir Avrupa devleti olarak kabul görmüştü. Birçok yabancı askerin yanı sıra Avrupalı
tüccarın İstanbul’a gelmesi Türk halkının çikolatayı yakından tanıyıp benimsenmesine neden oldu.
Liste o kadar uzun ki; yer fıstığı, fasulye, kabak, mısır, biber… Üstelik her birinin Türk topraklarına
gelişini yazmak kendi başına bir yazı konusu. Velhasıl, Amerika’nın keşfinden sonraki mutfak ile öncesindeki
mutfak arasında muazzam farklar bulunmaktadır. Sadece şöyle sıralarsak Amerika’nın keşfi olmasa menemen,
kuru fasulye, biber dolması gibi Türk mutfağı ile özdeşleşmiş yüzlerce yemekten mahrum kalacaktık. Tatlılar,
şerbetler ve atıştırmalıklardan bahsetmiyoruz dahi.
Sonuç
Osmanlı Devleti kurulurken Osman Gazi Beyliği’nin ekonomisi büyük oranda konserve etlerin ve süt
ürünlerinin ihracatına dayanıyordu. Kısa sürede büyüyen devletin Germiyanoğluları Beyliğini çeyiz yoluyla
topraklarına katması sofra kültürü açısından çağ atlamasını sağladı.
Osmanlı sarayında en çok tüketilen et; koyun ve tavuk etidir. Sığır etinin tüketiminin yaygın olmamasının
sebebi Osmanlı hanedanlığının büyükbaş hayvanların etine karşı irsî bir takım rahatsızlıklar taşıdığı şeklinde
açıklanıyor.
Koyun ve tavuk etinin yanında hindi eti, kaz eti, ördek eti, tavus kuşu eti, keklik eti ve güvercin eti yoğun
bir biçimde tüketiliyordu. 18. Yüzyıla kadar balık tüketimi ise oldukça azdır, padişahlar içerisinde yalnızca
Fatih Sultan Mehmet’in balıketine düşkün olduğu biliniyor.
16

