Page 15 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 15
tarih çevresi
olduğu hususunda bir ittifak vardır. Güneşin, ayın ve yıldızların doğuşu, dünyanın muhtelif yerlerinde aynı
anda vukua gelmeyişi, doğu kısımlarda kalan memleketlerde batı kısımlardaki memleketlerden daha erken
doğuşu gerçeği ile bu hususta delil getirilir. Semavi cisimlerin bu intizamı aynı ihtiyaca cevap teşkil eder.”
İbn Rüşt’ün sözleri yalnızca dünyanın şekline dair değildi. Dünyanın galaksideki konumlanışına dair de
şaşırtıcı bilgiler aktarıyor ve dünyanın yuvarlak olduğunu tartışmaya yer bırakmayacak şekilde tespit ediyordu;
“Yeryüzü, konkav bir şekilde olan göğün (semanın) ortasında, havada asılı büyük bir top gibi kürevidir.
Hem üst taraftan hem alt taraftan ve hem de kenarlarından, böylece sema her taraftan dünyayı eşit bir şekilde
sarmaktadır. Semanın içinde dünya, kabuk içindeki yumurtanın sarısı gibidir.”
Kolomb, dünyanın her hangi bir noktasından yolculuğa başlayan kimsenin yine aynı noktaya varacağına
inanıyordu ve bunu ispat etmek için eski efsanelerden delil getiriyordu. Oysa İslam düşünürlerinden Kahtavi
asırlar sonra Jules Verne’nin “80 Günde Devr-i Âlem” kitabının final kısmına da konu olduğu üzere, Doğuya
doğru yolculuğa çıkan bir kişi başlangıç noktasına vardığında çıkış noktasındaki tarihten bir gün geriden gelecek
bir takvime ulaşacağını şu sözlerle dile getirecekti;
“Eğer bir kimse verilen bir noktadan Doğuya diğer biri batıya doğru gitse bir üçüncü kimsede başlangıç
noktasında kalsa aynı noktadan uzaklaşan bu iki yolcu çıkış noktasına vardıklarında her ikisi de aynı zaman
zarfında döndükleri halde dünya turu yapmak üzere doğuya giden kimse bir gün fazla; Batıya giden ise güneşin
doğuş-batışına göre hüküm verilerek bir gün eksik hesap edecektir. Zira Batıya giden kimse güneşle aynı
istikametle yürümektedir. Bu bakımdan onun günü doğuya gidene nispetle daima biraz uzundur. Netice olarak
devr-i âlem tamamlandığında bu fark tam bir gün eder.”
Yine bir başka önemli İslam bilgini Biruni, dünyada bazı bölgelerde tam 6 ay güneşin hiç doğmadığını
tespit ederek Kutup bölgelerini işaret ediyordu. Biruni bunu dünyanın şekli ve konumlanmasıyla açıklıyordu.
Bu konu çok su götürür gelelim asıl konumuza Amerika’nın keşfinden sonra mutfağımıza giren bazı
ürünlere, doğrusu bu listeyi öğrendikten sonra “Yahu evvelde biz ne yiyorduk?” sorusu akıllara geliyor.
Ayçiçeği; zeytin ve tereyağının önüne geçti
Yağından, çekirdeğinden ve yaprağından yaralandığımız bu mucizevi bitkiyi dünya 16. Yüzyılda tanıdı.
Biz Türkler ancak 19. Yüzyılda Balkanlar’dan gelen büyük göç furyası sonrası bildik. Bilhassa zeytinyağı ve
tereyağı ile mücadele edebilecek güce çok sonra erişti.
Hele ki 1950 sonrası başta Trakya ve Akdeniz bölgelerimizde Amerika’dan gelen ayçiçeği tarımımızn
başat unsurlarından birisine dönüştü.
14

