Page 80 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 80

tarih çevresi

       Sonuç
       Gérard de Nerval, Camille Rogier ve Eugene Flandin’i Doğu yolculuğuna çıkmaya iten sebepler,
Avrupa’da Aydınlanma döneminden XIX. yüzyıl ortalarına kadar şekillenen Doğu algısı ve bu algıyı
yönlendiren siyasi ve kültürel ortamında yatmaktadır. 1843 yılı Tanzimat İstanbul’unu gözlemleyen seyyahların
her birinin aktardıkları kent imgeleri birbirinden farklıdır. Paris’te yaşadıkları “çağ bunalımı” İstanbul’da
“Doğu bunalımı” olarak ortaya çıkar. Flandin daha başında, yazdıklarının ne kadar özgün ve kendinden önceki
seyyahlardan farklı olduğunu belirtirken, Théophile Gautier, Rogier için “şimdiye kadar en olağan dışı ve en
şiirsel olan toplumun Rogier gibi kimsenin büyüleyici ve çeşitli yüzlerini kavrayamadığını” söyler. Nerval ise
“içtenliğinin güvencesi” olan satırlar aralarında “binlerce küçük olayı” aktarmak üzere kaleme aldığı
seyahatnamesinde “Konstantinopolis’i göz önüne sermeye girişmediğini” ve “birçok defa betimlenen kentin
sarayları, camileri, hamamları ve kıyılarından uzak, şenlik döneminde sokaklarında ve meydanlarında yapılan
bir gezi” hakkında bilgi vermek istediğini söyler. Doğu yolculuklarıyla bir yandan da moderniteden egzotizme
varmak isteyen Nerval, Rogier ve Flandin’in flaneur olarak kimi zaman Doğu’ya hayranlık duydukları, kimi
zaman “öteki” olarak Doğu’nun primitif yanlarını beğenmedikleri, onu yozlaşmış, medeniyetten uzak,
eğitimsiz, odalık tablosu içine sıkışmış olarak görecekler, kimi zaman da bu primitif yanlar içinde Antik
kültürden benzerlikler arayacaklar ve bulacaklardır. Tüm bu karmaşa ve ikilemler seyyahların Doğu
seyahatlerini arafta sürdürmelerine neden olur; İstanbul’un Avrupa yakasının modernliği ve Anadolu yakasının
gelenekselliği arasında yaptıkları ayrımlar da bu ikilemin önemli göstergeleridir.

       Nerval, hamisi olmadan, kendi imkanları doğrultusunda Doğu’ya seyahat etmiştir. Edebiyatçı
kimliğiyle romantik akımın temsilcisi gibi hareket eder. Seyahatnamesinin her bir detayını hikayeleştirme
eğilimindedir; İstanbul bölümüne “Ramazan Geceleri” başlığını vermesi de bu yüzdendir. Hikâye içinde
hikâye aktarımı yapar; akşamları İstanbul’un tekinsiz sokaklarını, kahvehanelerde anlatılan Saba Melikesi
hikayesini, afyon yuvalarını, kılık değiştirerek Anadolu yakasında yaşamaya çalışmasını egzotik bir anlatım
içerisinde, edebiyatçı yönünü de ortaya koyarak kaleme alır. Paris’te Werther gibi siyah redingotlu olarak
dolaştığı kimliği İstanbul’da Mısır’da almış olduğu maşlahı giyerek dolaşmasıyla bütünleşir. İstanbul
sokaklarını bir flaneur gibi arşınlarken Montesquieu’den, Madame de Staël’den, Victor Hugo’dan,
Goethe’den yaptığı alıntılar yaparken romantik-egzotik, modern-despot, Batı-Doğu stereotipleri arasında
gelgitler yaşar. Tanzimat’ın getirdiği değişimlerle birlikte gerçek anlamda Batı etkisini, Paris’teki burjuva
yaşantısını hissettiği tek yer Galata-Pera bölgesi olacaktır. Ancak asıl ilgilendiği modernleşmenin henüz
nüfuz etmediği, doğallığını, geleneklerini koruyan kent imgeleridir. Tanzimat İstanbul’unu kimi zaman
öven ifadeler kullansa da maşlahını giyinerek Anadolu yakasında yaşamak istemesi, Üsküdar’ın
gelenekselliğine vurgu yapması, Tanzimatçıları “fesli redingotçular” olarak görmesi dikkat çeker.

Söylem (1872-1932), İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2020, 95.

                                                               79
   75   76   77   78   79   80   81   82   83   84   85